Abdullah Ünal (unal76)
1976 İstanbul doğumluyum, yaşamımı halen İstanbul'da sürdürmekteyim. Yirmi yaşında Anevrizma'dan dolayı beyin kanaması geçirdim, yarım saat içinde bir acil servis doktorunun karşısındaydım, ama buna rağmen ilgisizlik nedeniyle yaşamımı tekerlekli sandalyede sürdürmekteyim. His kaybı olmayan sol tarafı felç bir kişiyim. Sorunların ve zorlukların üzerine giderek çözüme ulaşan ve engelli bireyler için farkındalık yaratmaya çalışan bir aktivistim. BİZLER ENGELLİ DEĞİLİZ, BİZLER ENGELLENİYORUZ.
8 Şubat 2026
1996 yılından bu yana olmayan adaleti arıyorum...
31 Aralık 2025
İç Edilen Haklarım...
1996 yılında bir acil servis doktorunun ilgisizliği sonucu tekerlekli sandalyeli hale geldikten sonra, ülkeyi yöneten tüm hükümetler ve beraber hareket ettikleri Fethullah Gülen yapılanmasıyla bana çok eziyet ettiler. 1976 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan benim, tanımlanmış tüm haklarımı iç edip her iki tarafta çevrelerine dağıttılar. Ben ise hep ortada kaldım, çünkü benim ne bir siyasi parti üyeliğim vardı ne de Fethullah Gülen yapılanması ile ilişkim. Beni bu ülkeden de soğuttular, vatandaşlığımdan da soğuttular, dilimden dinimden de soğuttular, ayrımcılığı sevmeyen yapımdan da soğuttular.
3) Kaslarımın, eklemlerimin güçlenmesi veya yürüyebilmek için 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 2004, 2006 ve 2007 yıllarında üç defa yatılı tedavi gördüm, üçünde de tedavim bitmeden "yoğunluk" bahanesiyle taburcu edildim ve yerime basit tedavisi olanlar alındı. Hatta son yatışımda beni yirmi günde taburcu edip yerime ayaktan tedavi alabilecek birini almışlardı. Benim gibi hastalarda bir uzmanın yönlendirme yapması önemlidir, uzun süreli yatılı olarak tedavi çok önemlidir. Tedaviye ihtiyacı olan yüzlerce binlerce hatta on binlerce kişi varken, birilerine ayaktan tedavi yerine, yatarak tedavi verilerek hastane odaları otel odası gibi kullandırılması bizlerin sağlığına kavuşmasını engeller.
4) 2008 yılında T.B.M.M.'de çıkartılan bir yasayla 'bakıma muhtaç aile bireyine bakan kişiye Bakım parası adı altında bir maaş ödenmesi kararı' alındı. Yüzde 80 engelli raporum varken, 1996 yılından bu yana bana bakan anneme devlet tarafından verilmesi gereken bu Bakım parası verilmiyor. Buna neden olaraksa; 2008 yılında evimize gelen o zaman ki adı "Fethullah Gülen hoca", 15.07.2016 sonrasında da adı “FETÖ" olan örgütün elamanları tarafından evimiz baştan aşağı kontrol edildikten sonra "evin gelirinin 30- TL fazla çıkartılması" oldu. Tanımlanmış bu hakkın verilmek istenmemesinin nedeniyse; kendilerinden olmayışımdı. Evleri, iş yerleri, lüks arabaları olanlar bu maaşı alabiliyordu, ama biz bu maaşı alamıyorduk. Kısacası; 2008 yılından bu yana bana tanımlanması gereken yüz binlerce TL başkalarına, siyasetçiler sayesinde FETÖ örgütüne gidiyor. 2016 yılında Fethullah Gülen’in darbe girişiminden üç dört ay sonra 2008 yılındaki konuyla ilgili Zeytinburnu kaymakamlığına, savcılığa suç duyurusuna benzer bir dilekçe vermeye kalktım, ama bu girişimim savcının kapısı önünde duran bir görevli tarafından engellendi. Dilekçem ile ben, savcının kapısı önünde duran kişi tarafından bir odaya götürüldük, dilekçem okundu ve “dilekçeyi teslim aldık” denilerek savuşturuldum. Savcıya vermek istediğim dilekçenin içeriğinde: '2008 yılında yüzde seksen engelli olduğumdan dolayı annem bana baktığı için Bakım maaşı alma hakkımın olduğunu ispatlamaya çalıştığım’ yazıyordu. Bu durumu, yani hem 2008 yılında yaşadıklarımı hem kaymakamlıkta savcılık kapısı önünde yaşadıklarımı, tarih ve saat vererek 12.05.2016 tarihinde #1600566583 başvuru detayı ile CİMER’e de bildirdim. CİMER, diğer yazdıklarımdan bahsetmedi "sus" dedi, sadece 'evinizin geliri yüksek' dedi.
Saat 11:30’da Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından bir hanımefendi geldi ve CİMER’e bir ay önce yapmış olduğum başvurum hakkında bilgilendirme yaptı. Ben 2023 yılının son günlerinde Bakım maaşı ile ilgili üçüncü kez başvurum olmuştu ama aradan bir yıl geçtiği halde Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından başvuruma herhangi bir cevap gelmemişti. Bende durumu CİMER’e bir ay önce bildirdim, onlarda bakanlıktan bir görevli gönderip durumu birde yüz yüze bana anlattırdılar. Sonuç olarak; başvurum evin geliri nedeniyle yine ‘reddedildi’ ve hanımefendi şu an “yeni başvuru” yapabileceğimi söyledi, ama ben yine aynı sonuç çıkacağını bildiğimden “hayır, şu an herhangi bir işlem yapmaya gerek yok” dedim. Şu an bizim evde üç kişiyiz ve üçümüzün de geliri var ve bu gelir kişi başına düşen miktarı aşıyor. Hanımefendiye “bu para engelliye bakana veriliyorsa evde yaşayan sayısına bakılmamalı, çünkü bu eve annemle benim ve kardeşimin maaşı giriyor ve limiti aşıyoruz, çünkü üç kişiyiz. Benim asıl merak ettiğimse bu maaşı evleri arabaları olanlar çok rahat alıyor, bunu çok rahat şekilde nasıl yapabiliyor oluşları” dedim, onun bana cevabıysa “bunun nedeni bu türden varlıkları kendi üzerlerine değil başkalarının üzerine yapıyorlar, bu da gözükmüyor yada evde yaşamayan birilerini eve kayıt ettiriyorlar” oldu. Anneme baktım ve “işte böyle düzenbazlıkla, sahtekarlıkla, dolandırıcılıkla alıyorlar, evleri arabaları başkalarının üzerinde veya ikamet ettikleri adrese geliri olmayan birilerini alıyorlar” dedim. O an görevli varken söyleyemedim ama aşağıdakini de ekleyebilirdim "bunu denetlemesi gereken devlet hükümet vali kaymakam belediye her neyse işte gözlerini kapatıyor".
5) Sağlığımın daha iyiye gitmesi için havuz terapisi almam gerekti, bunun için 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurdum, “bu havuz terapilerine 16 yaşından büyükleri alamıyoruz” dediler. Engelliler arasında yaş ayrımcılığını ilk defa duydum, çünkü o havuz bizim eve iki yüz metre mesafede ve hem küçükler için hem büyükler için havuzları var.
6) 2009 yılı öncesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait, bizlerin rehabilitasyonu için kurulmuş Florya özürlüler kampında bir hafta kalmak için defalarca başvurdum, ama bana sıra 2009 yılında bir kez geldi ve annemle babamla gidip o kampta bir hafta kaldık. Her başvurumda bana “talep yüksek Türkiye’nin tamamına yetişmeye çalışıyoruz” cevabını almıştım. Merak etmesinler; ben biliyorum orada her yıl zaman geçirenleri, ayrıca neden tüm ülkeye yetişmeye çalışıyorlar? Oyu İstanbullu olan benden alıyorlar, tüm Türkiye'den değil, onlar kime oy verdiyse, gitsinler o belediyeden etkinlik istesinler. Eğer düşüncem yanlış ise, onların oy verdiği belediyeler de beni rehabilite etsin. 17.07.2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çözüm merkezi dört gün önceki başvurumun sonucu için beni aradı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden arayan görevli ile telefonla görüşürken bir ara bana “2017 yılında Florya Engelliler Kampı'nda kalmışsınız” dedi, bende itiraz edip “Florya Engelliler Kampı'nda sadece bir kez 2009 yılında kaldım, 2009 yılı sonrası defalarca başvuru yaptım ama bana hiç sıra gelmedi” dedim. O da bilgisayardan kontroller yapmaya başladı, kontrolleri sonrasında herhangi bir açıklama yapmadı, ama kısık sesle ekrandan bazı isimleri okuduğunu duydum. Anladığım kadarıyla, 2017 yılında Florya'da benim yerime bir başkası kalmış. Çok yakında CİMER'e bir yazı yazıp 2017 yılında adımı kullanarak orada kalanlar ve buna izin verenler için şikayette bulunacağım.
7) 2009 ila 2011 yıları arasında tekerlekli sandalyemle Açıköğretim okudum, 24 adet sınavımın 23'üne binaların ikinci üçüncü katında girmek zorunda bırakıldım. Defalarca “ben tekerlekli sandalyeliyim” deyip raporumun fotokopisini taahhütlü olarak Halk eğitim müdürlüğüne, il ve ilçe eğitim müdürlüklerine, Ankara’ya Milli eğitim bakanlığına bile gönderdiğim halde, bana bir kez bile cevap verilmedi. Gelen bazı cevaplardaysa bana "sınava sınav yerinde girilir" oldu. Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım veya siyasi partilere üyeliğim olsaydı, sınavlarım okul girişinde yapılırdı. Hatta her sınavda tekerlekli sandalye taşıyan bir araçla evimden alınır, sınavıma girdikten sonra evime bırakılırdım. Şunu hiç unutamıyorum; orta okulu okuduğum Ayhan Şahenk orta okulunda kardeşim tek başına tekerlekli sandalyemle beni 20- 25 basamaklı merdivenden zorlanarak geri geri ikinci kata çıkartırken, 1990 yılında o okulda okuduğum yıllarda okul müdür yardımcısı olan E.N. beyefendinin gülümseyerek bana bakmasını.
8) 2012 yılı içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Alo153’den tekerlekli sandalyeli engelli taşıyan araç talep ettim, bana bir kaç kez “bir hafta önceden aramanız gerekiyor” cevabı aldım, bir hafta öncesinden araca ihtiyacım olacağını nereden bileceksem. Acaba TBMM’de herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım, yönettikleri belediyenin partisine üye olsaydım, Fethullah Gülen'e sempatim olsaydı veya tanıdığım bir meclis üyesi olsaydı, o bir hafta bir saate düşer miydi?
9) İlçe belediyesine havuz terapisi için başvurdum, maddi olarak devletin veya belediyenin her ihtiyacını karşıladığı AKDEM’in havuzunda ilk seans terapimi yaptılar, ikinci üçüncü seans terapimi yaptılar, sonrasında havuzda bir tamir çalışması yapıldı ve bana bir daha geri dönüş yapılmadı. Neden acaba?
10) 2011 yılında ilçe belediyemizin Kültür merkezinden, sosyalleşmek için sinema, tiyatro, konser aktivitesi için birkaç defa bilet talep ettim, hep “biletlerimiz bir ay öncesinde tükendi, bilet almak için ay başında başvuru yapmanız gerek” dediler. Sanki aktiviteler aylar öncesinden belli oluyormuş gibi, sonuçta bir tekerlekli sandalyedeyim, bir kenarda oturup sergileneni seyredeceğim. İnsanı sanattan da soğutuyorlar, sosyal ortama girme çabasından da soğutuyorlar. Biz engelliler, sağlıklılarla aynı ortamda bulunmadığımız sürece, insanımız engelliyi kabullenmeyecek.
11) 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına engelliler için yeni anayasa çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla engellilerin dezavatajları konuları hakkında göndermiş olduğum iki adet taahhütlü mektubuma “alınmıştır” cevabı bile gelmedi. TBMM başkanlığı Cemil Çiçek’e gönderdiğim taahhütlü mektuplara cevap gelmediği gibi. Acaba, herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım veya Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım, TBMM tarafından insan yerine konulur muydum?
12) 2018 yılında Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) henüz beş yıl önce hizmete giren Marmaray raylı sistem toplu ulaşım ağı için bir başvuruda bulundum. “Ağın sadece Kazlıçeşme ve Ayrılık çeşmesi istasyonlarında birer asansör var ve onlar bozulduğunda biz tekerlekli sandalyeliler bu ağı kullanamıyoruz ve eve geri dönüyoruz” dedim, hatta öneri olarak, “alternatif asansör yapılsın veya karayollarındaki gibi rampalı bir üst geçit yapılsın lütfen” dedim. Onlardan gelen cevap “Marmaray ağını biz yapmadık, lütfen bu ağı yapan şirketlere başvurun” oldu. Kendilerinin yapması gerekli yazışmayı ne yazık ki bana yaptırmayı uygun gördüler. Bir ulaşım ağında tek bir çıkış alternatifinin olması nasıl bir düşüncesizlik, bunun farkındalar mı? Nasıl bir ön görüsüzlük, bunun farkındalar mı? Eğer özel bir mekanda tek bir çıkış olsa orayı anında uyarırlar veya kapatırlar.
13) 2018 yılında yüzde 80 engelli raporum olduğu halde, ÖTV'den muaf olabilmek için Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesine ve Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesine onlarca muayeneye girdim, ama hastaneler benim engel yüzdemi bir puan düşürdü. Sol tarafım felç, beyin hasarlı olan bana "sen tertibatlı araç al kullanırsın" dediler ve ÖTV indirimi yapmayıp, "ÖTV indirimi veya engelli plakası alamazsın" dediler. Bu ülkede ÖTV muafiyeti alan o kadar çok sağlıklı var ki, birçoğu rüşvetle, sahte belgeyle veya araya giren birileriyle bunu yapıyorlar. Bu ÖTV indirimini telefonla alan bile vardır.
14) 2019 yılında sol tarafım felç olduğu için 23 yıldır sol omzumu, kolumu, elimi ve parmaklarımı kullanamıyorum, yani sadece sağ tarafımı kullanabiliyorum. Manuel tekerlekli sandalyenin sol tekerini itemem veya çekemem, yani ev dışında dışarıda illa ki akülü tekerlekli sandalye kullanmam şart. Bu yüzden ev dışında akülü tekerlekli sandalye kullanıyorum, buna da mecburum. Bende bulunan sağlık raporunda "Akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" yazısının kutucuğu işaretli değil, işaretli olmadığı için bir tekerlekli sandalye alırken devletin verdiği indirim gibi imkanlarından yararlanamıyorum. Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesinde girmiş olduğum fiziksel muayenede hanımefendi bana: "sen ayakta durabiliyorsun, fizik tedavi gördüğün taktirde yürüyebilirsin, devletin verdiği akülü tekerlekli sandalye imkanından faydalanamazsın" dedi. Bu devlet, bu hükümetler bana ve benim gibilere hem gerekli, yeterli fiziksel tedaviyi vermiyor hem yaşamımda büyük yeri olan akülü tekerlekli sandalye için "bu imkandan faydalanamazsın" diyor. Sol tarafım kendine gelebilirdi ama gerekli tedavi hiçbir zaman uygulanmadığı için ben normal bir hayata dönemedim, hastanelerin verdiği sağlık raporlarında 'akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" kutucuğunun işaretli olması için, tek tarafının felç olması gerekli ve şansa bak benimde sol tarafım felç. ;)
15) Devlet, hükümetler veya belediyeler tarafından engelli için sunulan plan, proje, hibe gibi birçok imkanların şartları saçma sapan. Engelli için sunulan birçok imkana başvurumda olumsuz yanıt aldım, başvurularımın ya onlarda ya da bende belgesi var, gerektiğinde veya istenildiğinde ulaşılabilinir. En son 2019 yılında “Engelli ve Hükümlüye 50.000-TL hibe almak için İŞKUR’u arayın” dendi, ama tırt çıktı, çünkü şartları sormak için aradığımda bana "böyle bir şeyin olmadığı" söylendi.
16) 2020 yılında Corona Covit- 19 salgını ilk çıktığında kronik ve sağlığında sorun yaşayanlar için bir düzenleme yapıldı ve raporu olanlar ilaçlarını, hastaneye veya sağlık ocağına gitmeden de eczaneden alabilme hakkı verildi. Bu düzenlemeden ben yararlanamadım, çünkü 1996 yılından bu yana beyin hasarlı bir kişi olmama rağmen veya epikriz raporumda ‘sağlığımın geri gelmeyeceği’ yazmasına rağmen kullandığım ilaçlarımın bir raporum yok. 1996 yılından bu yana her ay, hastaneye veya sağlık ocağına gidiyorum ve ilaçlarımı yazdırıyorum. Defalarca beyin hastalıkları uzmanlarına, fiziksel tedavi uzmanlarına veya Eğitim ve Araştırma Hastanelerine başvurduğum halde, bana hep "hayır" cevabı verildi, neden olarak da "sağlık kuruluşlarına her ay gidebilecek kadar sağlığın yerinde" dendi, bu yüzden doktorlar uzmanlar profesörler tarafından bu hakka sahip olmamın gereksiz olduğu ön görüldü. 2020 yılında Corona Covit-19 pandemisi gibi olağanüstü bir durum gerçekleşti ve ben kas gevşetici Lioresel ilacımla, kas ağrılarım için kullandığım Cabral ilacımı sağlıkçıların inadı yüzünden alamadım. Demek ki neymiş; doktorlarımızda, uzmanlarımızda, profesörlerimizde ön görü yokmuş ki, pandemi gibi bir olasılığın olabileceğini görememişler. 1996 yılındaki epikriz raporumda ‘sağlığımın ömrün boyu geri gelmeyeceği’ yazdığı halde, bana bu zulmü yaptılar. Hâlâ da yapıyorlar.
17) 2020 yılının ilk aylarında dünyanın başına bela olan Corana Covid-19 salgınına önlem olarak 2021 yılı Haziran ayında ‘acil kullanım onaylı’ BiONTech aşı sıram gelince ilk dozumu Yedikule Göğüs Hastalıkları hastanesinde oldum. Sağlıkçı olan bazı tanıdıklarım bana; “sağlık sorunlarım olduğu için ölü hücreden üretilen Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını olmamı” önerdiler, “canlı hücreden Alman Pfizer BiONTech aşısı sende tepki verebilir, aşı olmak için acele etme” dediler. Bana aşı hakkı tanımlandıktan sonra bir hafta boyunca Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısı için randevu almaya çalıştım, ama randevu verilmedi. Bazı engelli tanıdıklarım sağlıkçı yakınlarının araya girmesiyle Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını yaptırdılar. Bu ülke böyle bir ülke işte, bu türden haksızlıklara tepki gösterince bana kızıyorlar. Baktım Sinovac'ın CoronaVac aşısı için randevu alamıyorum, bende BionTech aşısının canlı hücreden üretildiğini bile bile randevumu alıp aşımı oldum. Oldum, çünkü neredeyse bir buçuk yıl olmuştu ve ben ve annem babam bir türlü yaşantımızda normale dönememiştik, herkes gezip tozarken biz evimizden dışarıya çıkamamıştık hâlâ.
18) 2016 yılında 5500 Dolar'a yani 15.500- TL'ye aldığım akülü tekerlekli sandalyenin altı yedi yıl sonra ayaklığı kırıldığı için yedek parçasına ihtiyacım oldu. Oldu, ama bu parçayı defalarca satıcıdan istememe rağmen bir türlü yedek parça desteği verilmedi. Ne satıcı firma bana yardımcı oldu, ne de tedarikçi (distribitör) bana yardımcı oldu, bana tek verdikleri cevap "hayır" oldu. Bende konu ile ilgilenmesi için 2022 yılında CİMER’e başvuru yaptım ve onlarda beni Ticaret bakanlığının Tüketici Hakem Heyeti'ne (TÜBİS) yönlendirdi. Tüketicinin yanında olması gereken mahkeme ise aleyhimde karar verdi ve “üreticinin satıcının iki yıl yedek parça desteği verme yükümlülüğü var” dedi. Bir otomobil aldığınızı düşünün, 6-7 yıl sonra yedek parçasına ihtiyacınız oluyor, aracınızın yedek parçası yok. Sizin yanınızda olması gereken devlet ise size destek vermeyen satıcı firmayı haklı buluyor. Aslında bu arkadaşların adı 'Tüketici Hakem Heyeti' değil, 'Üretici Hakem Heyeti' olması daha uygun olurmuş.
19) 1996 yılında beyin kanaması geçirdim, ameliyatla sadece hayatım kurtuldu ama sol tarafımda felç kaldı. Halk arasında buna 'inme', tıp diliyle ise 'Hemipleji' denilen bu durum, beyin damarlarının tıkanması sonucu ortaya çıkan ve vücudun sağ ya da sol bölgesini etkileyen sinir sistemi hastalığı. Benim ise hem sol tarafım tamamen felç, hem de bunun yanı sıra sağ bacağımın yüzde seksen oranında bir etkilenme durumu söz konusu ve bu üç uzvu kapsayan duruma ise “Tripleji” deniliyormuş. Ben ve birçok sağlıkçı, sadece sol tarafımı felç sanıyorduk, meğer sağ bacağımda 1996 yılında beyin kanaması sırasında çok etkilenmiş ve aslında dengemin olmamasının asıl nedeni sağ bacağımmış. Etkilenmeyen uzvum ise sadece sağ kolum, yani 1996'dan beri tüm vücudumu sağ kolum idare ediyor. Sağ kolumda ise şöyle bir sorun var; 1996 yılında ben yoğun bakımdayken bir hemşire faydası olur niyetiyle sağ kolumu hareket ettiriyor ve egzersiz sırasında sağ kolumun dirseğinde bir kanamaya neden oluyor. Sağ kolumun dirsek bölümünde oluşan bu kanama çok büyük bir kısıtlanmaya neden oluyor. Beyin kanaması geçirdiğim 1996 yılından bu yana tek kullandığım kolum olan sağ kolum, yoğun bakımda yapılan o yanlış egzersiz nedeniyle, ne tam olarak açılıyor ne tam olarak kapanıyor. 2004 yılında profesyonel olarak sol tarafımdaki felç durumunu geçirmek için fiziksel tedavi rehabilitasyona başladım. Bu tedavi başladıktan 18 yıl sonra 2022 yılı Temmuz ayında öğrendim ki; bu saate kadar yürüyemememin asıl nedeni sağ bacağımdaki felç durumunun göründüğünden ağır olmasıymış. 2004 yılından bu yana çok emek güç enerji sarf ettim, ama olmadı ve hiçbir zaman kendime gelemedim. Tek amacım; sol tarafımdaki felç durumunu geçirmekti ama bu bir hataymış. Eğer farkında olsaydım sağ bacağıma da özen gösterir, onda var olan felç durumunu geçirmeye çalışırdım. Hatta sol tarafıma iki defa Botoks olduğum halde hiç faydasını göremedim, ama her iki enjektede de sağ bacağıma hiç dokunulmadı. Çok yazık çok, muhatabım olmuş tüm sağlıkçılara yazıklar olsun. Bu durumu 2019 yılında egzersiz seanslarım için tanışmış olduğum 25-26 yaşlarında olan Erdem’den öğrendim. O bana "aslında senin sağ bacağında çok etkilenmiş, bunu nasıl fark edememişler, sen bu yüzden kendine gelememişsin, yürüyebilmen gerçekleşmemiş ağabey. Sadece sol tarafında felç söz konusu olsaydı hastalığının ilk yıllarında yürüyebilmen gerçekleşir veyahut yürüyemesen bile kendini idare edebilecek duruma gelebilirdin. Bunun yanı sıra sağ bacağımdaki bu felç durumu sağlık raporunda yer almıyor, yıllardır raporunda düşük yüzde ile işlem yapılıyor" dedi.
20) 2025 yılının daha ilk aylarında eziyetler başladı. İlk önce Ocak ayında İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesinden (Samatya), sonrasında da Şubat ayında Marmara üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma hastanesi Fiziksel tedavi bölümlerinden 'evde fizik tedavi ve rehabilitasyon görebilir raporu’ almaya çalıştım ama her iki hastaneden de ‘ret’ cevabı aldım. İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesi (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünden "bu rapor için benim yetkim yok" dedi, ama benim bir arkadaşım oradan bu raporu aldı, Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün doktoru ise "hocamız şu an müsait değilmiş, ben olmadan rapor verme, sonra gelsin dedi" dedi. Benim 1996 yılındaki Epikriz raporumda ‘bu kişi ömrü boyunca eski sağlığına kavuşamayacak’ dediği halde, “yaşım ilerlediği için ve refakatçim olarak yanımda sadece 70 yaşında olan annem var, bu yüzden evden çıkıp özel fizik tedavi rehabilitasyon merkezlerine gidip gelemeyecek durumdayım” dediğim halde, bana her iki hastanenin bölümü de doktoru da “hayır” dedi. Zaten 1996 yılından bu yana 29-30 yıldır beyin kanamamın getirdiği sağlık sorunlarını zorluklarını ağırlığını yükünü çekiyoruz, zaten ömrümüz güneş görmeyen 5-6 basamaklı bir evde geçmiş bitmiş, birde bir tekerlekli sandalyeli olarak devletin, sisteminin, hastanesinin, doktorunun bu türden rezillikleri ile uğraşıyoruz. Rezil bir ülkede yaşıyoruz rezil, dünyanın en kötü sağlık hizmeti veren ülkesinde yaşıyoruz. Sistemi de dert, hastanesi de dert, doktoru da dert. Bir tekerlekli sandalyeli olarak hiç bir yerde insan yerine konulmuyoruz, tek bildikleri; 29-30 yıldır tekerlekli sandalyemle beni oradan oraya koşturmak. Tek yapmaları gereken; binlerce kez, on binlerce kez, yüz binlerce kez yaptıkları gibi kağıda mührü basıp kalemlerini ellerine alıp imza atmaları. Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün "işim var, sonra gelsin, ben görmeden imza atma" demesi, ne demek? İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesinin (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünün Haseki'nin içinde ne işi var? Ve başkasına verdikleri raporu bana vermemek ne demek? İmkanım olacak; gireceğim hastane arşivine o raporu başkalarına verip ama bana vermedikleri o raporu araştıracağım. Onu bunu bilmem; her iki hastanede o konuma gelmiş, ama 29-30 yıldır felç raporu olan bir tekerlekli sandalyeli için daha neyi düşünüyorlar. Bilmiyorum. Şimdi o imza için 15 gün önceden randevu al, randevu günü evden çıkmak için birilerini bulup evden çık ve tekerlekli sandalye ile toplu taşımada oradan oraya koştur. Ve en önemlisi; toplu taşımada veya hastanede bulunan asansörlerde bir sorun çıkmaması için, doktorun keyfinin yerinde olması içinde dua et.
NOT: Bu ülkede benim gibilerin terörist başları FETÖ kurucusu Fethullah Gülen kadar, PKK kurucusu Abdullah Öcalan kadar değeri yoktur.
10 Eylül 2025
Poylin P265 Arazi Tip Akülü Tekerlekli Sandalyeden yaka silktim, Tekerlekli Sandalye Dünyası'nı tavrı nedeniyle Tüketici Hakem Heyetine başvurdum...
![]() |
| Tekerlekli Sandalye Dünyası |
Sayın yetkili…
26.04.2025 tarihinde ticari unvanı Poylin Medikal Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi’ne ait, Poylin P265 Arazi Tip Akülü Tekerlekli Sandalyeyi Kadıköy’de bulunan Tekerlekli Sandalye Dünyası adlı firmadan 70.000- TL’ye aldım.
Bu akülü tekerlekli sandalyenin sol motoru bana teslim edildikten 15 gün sonra 11.05.2025 tarihinde bozuldu. Sol motoru bozulmuş olan bu tekerlekli sandalye ile 13.05.2025 günü saat 13:00 civarında Kadıköy’de bulunan Tekerlekli Sandalye Dünyası adlı dükkana toplu taşımayı kullanarak bizzat giderek bu durumu onlarında gözlemlemesini sağladım. Dükkanda bulunan kameralardan durumu kontrol edebilirsiniz, nasıl zorlandığımı görebilirsiniz.
Bu bozulma, hem sandalyenin dijital ekranından sesli ve yazılı olarak da bana ‘Sol Motorda Arıza’ bildirildi, hem de Kadıköy’de bulunan Tekerlekli Sandalye Dünyası adlı dükkana gidip gelirken tekerlekli sandalye ara ara sola doğru döndü veya olduğu yerde takılı kalıp ilerlemedi.
Kadıköy’de dükkanda görüşmem sonrası tekerlekli sandalye 15.05.2025 günü servis yoluyla benden alınıp tamire götürüldü. O gün teslim alan yetkiliye “sol motordaki bu bozulma tamir ile düzeltilebileceğini sanmıyorum, bu sebeple motorun tamirinin değil, motorun değişimini istiyorum” dedim ve bana akülü tekerlekli sandalyeyi bana satana da WhatsApp yoluyla da “motoru tamir etmeyin, motoru değiştirin” diye yazdım ve tekerlekli sandalyeyi teslim ettim.
Tekerlekli sandalye fabrikada on beş gün geçirmeden bana teslim edildi, edildi ama bizim kişisel zorlamalarımız sonrası teslim edildi. Bizim esnafımız hep böyle, yani ürünü sattıktan sonra ilgilenmez, telefonlarımızı açmadılar, “ürün tamir için sırada” dediler, telefonlarımızı meşgule atıp geri aramadılar.
Onların bu umursamaz tavırları sonrası akülü tekerlekli sandalye servise tamire gittikten on bir gün sonra 26.05.2025 tarihinde teslim edileceğini” söylediler ve 2010 yılından bu yana sokaklarda akülü tekerlekli sandalye kullanan bana “bu motorun kullanıcı hatası yüzünden bozulduğunu, bir yere çarpmışsınız” denilerek de bana iftira attılar.
26.05.2025 günü akülü tekerlekli sandalyem servis tarafından bana teslim edildi, bende o gün Kadıköy’de bulunan Tekerlekli Sandalye Dünyası adlı mağazaya giderek “serviste yapılan işlemin dökümünü istiyorum” dedim. Bir saatte toplu taşımayla gittiğim mağazada bana iki dakika ayırarak “döküm için gerekli yazışmayı yaptık, size PDF olarak gönderilecek” denildi, bende oradan ayrıldım. Bu PDF dosyası bana o gün de gönderilmedi, daha sonra da gönderilmedi.
Haziran ayının ilk haftası tekerlekli sandalyeyi aldıktan kırk gün sonra Kurban bayramı için memlekete gittim, ama akülü tekerlekli sandalyemin bu seferde şarj cihazı bozuldu. Şarj olurken normalde çıkarttığı fan sesini çıkarmadı ve yeterli şekilde şarj yapmadı, bende İstanbul’dan dokuz yıldır kullandığım eski tekerlekli sandalyenin şarj cihazını otobüsle getirttim ve o gün bugündür hep onunla şarj ettim.
12.07.2025 günü saat 17:00 gibi Söğütlüçeşme’de bulunan Tekerlekli Sandalye Dünyası'na uğrayıp akülü tekerlekli sandalye ile gelen ve bozulan şarj cihazını teslim ettim, “bir ay önce Kurban bayramına gittiğim memlekette de birden bire bozuldu ve o gün bugündür eski tekerlekli sandalyemin şarj cihazını kullanıyorum” dedim. Onlarda “sizi birkaç gün sonra arayacağız, önümüzdeki hafta ya tamir edecekler ya da yenisini verecekler” dedi. Ticari etik ile alakası olmayan bu arkadaşlar beni yine aramadı, sormadı. Ben iki aydır orijinal şarjının bana iadesini bekliyorum.
Akülü tekerlekli sandalye 7.09.2025 tarihinde tekrardan sorun çıkarmaya başladı, ilk geldiğinde bozulan ve tamir gören sol motoru ses çıkarmaya başladı. Bu sol motordaki ses çok yakında beni tekrardan yolda bırakacak gibi, çok yakında akülü tekerlekli sandalyesiz kalacak gibiyim.
Sol motor üç ay önce bozulduğunda, tekerlekli sandalye fabrikasına gittiğinde dedim ki “bakın bu tür cihazlarda bir bozulma yaşandığında tamir olmaz, tamir yapmayın lütfen bu motoru değiştirin”, ama onlar motoru değiştirmek yerine motoru tamir ettiler. Tamir sonrası tekerlekli sandalye bana teslim edildikten sonra iki defa “fabrikada yapılan işlem için evrak istediğim halde bana “göndereceğiz” “vereceğiz” dediler, ama bunu yapmadılar. Ayrıca 12.07.2025 günü bozulan şarj cihazını Kadıköy’e mağazaya teslim etmiştim, o gün bana “sizi iki gün sonra arayacağız” dediler, ama iki ay olmasına rağmen beni hâlâ aramadılar.
Bu türden insanlarda nasıl bir iş ahlakı var? Nasıl bir ticari kafa var? Nasıl bir esnaflık var? Bilmiyorum. Bu arkadaşların elinde bulunan ticari unvan evraklarının iptal edilmesi gerek ve hiçbir zaman ticarethane kurmasına izin verilmemesi gerek.
Sizden ricamdır; bana yardımcı olmanız, yönlendirme yapmanız, çünkü tekerlekli sandalyemle oradan oraya koşmaktan, koşturulmaktan çok yoruldum. Ben bu akülü tekerlekli sandalyenin satışının iptal edilmesini ve ödemiş olduğum 70.000- TL’nin faizi ile bana geri ödenmesini istiyorum.
Ekte bulunan iki evrak ise; akülü tekerlekli sandalye bana satışının yapıldığı ilk gün verilen iki evraktır.
Teşekkürler.
3.12.2025
Bugün öğleyin Zeytinburnu kaymakamlığı İlçe Tüketici Hakem Heyeti başkanlığından bir tebligat aldım. Gelen tebligatta “9.09.2025 tarihinde şikayet ettiğim akülü tekerlekli sandalye konusunda kurulun lehime karar verdiği” yazıyordu.
KARAR
1-Başvuru sahibinin KABULÜNE;
2-Şikayet edilen POYLİN MEDİKAL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ tarafından şikayete konu olan ürün iade alınarak bedeli olan 70.000,00-TL bedelin Hakem Heyetine başvuru tarihi olan 09.09.2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte İADESİNE;
3-İş bu kararın yerine getirilmemesi halinde, 6502 sayılı Kanunun 70. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iş bu kararın, İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlere göre yerine getirileceğine;
4-7320750841 Vergi Kimlik Numaralı, karşı taraf POYLİN MEDİKAL SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ'nin, 6502 sayılı Kanunun 70. maddesinin 7. fıkrası uyarınca 100,00-TL tebligat ve 2.281,50-TL bilirkişi ücretini kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde, bütçeye gelir kaydedilmek üzere, HİSAR VERASET VE HARÇLAR VERGİ dairesi müdürlüğüne ödemesine ve ödemeye ilişkin makbuzu Tüketici Hakem Heyetimize ibraz etmesine;
5-6502 sayılı Kanunun 70. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde tarafların Tüketici Mahkemesine itiraz hakları açık olmak kaydıyla toplantıya katılan üyelerin oy birliği ile karar verildi.
Tüketici Hakem Heyeti kararları, İcra ve İflas Kanunu'nun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde tüketici hakem heyetinin veya tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki Tüketici Mahkemesine itiraz yolu açıktır.
30 Eylül 2024
Abdi İpekçi spor kompleksi açıldı...
Dün Zeytinburnu'nda yenilenmiş olan Abdi İpekçi Spor salonunun yeni kompleksinin açılış töreni vardı. Açılışı sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yapacağı için buralar karışıktı, neredeyse her yer kapalıydı.
Ben, Marmaray'ın Kazlıçeşme istasyonuna gidip Ayrılık çeşmesi'ne geçip Nautilus alışveriş merkezine gittim. Marmaray'ın Kazlıçeşme istasyonuna gidene kadar da çok zorluk çektim, çünkü o açılış nedeniyle bölgede yaya geçidi ve trafik ışıklarıyla araç yolları kapalıydı.
Bunun yanı sıra Kazlıçeşme istasyonu ve istasyona giden son yüz metre de çok kalabalıktı, istasyona varana kadar defalarca toplanmış olan beş altı kişilik insan kalabalığını aşmak zorunda kaldım. Bazısı hemen yol verdi geçtim, bazısı umursamadı bekletti. Özellikle üç dört kişilik bir grup istasyona giden kaldırımı kapattığı için beni deli etti.
Tam istasyona ulaştım bu seferde ayaklarımda bacaklarımda kasılma titreme başladı, çünkü hem o öbek öbek gruplaşmaların umursamazlıklara sinirlendim beni çileden çıkardı hem de onları geçerken çukurları hızlı geçmek zorunda kaldım.
Bir değil iki değil üç değil, yüz metre içinde beş altı grubu aşmak zorunda kaldım. Hatta istasyon içinde kasılan titreyen ayak ve bacaklarım için bana yardımcı olmak isteyenleri durdurup "sorun yok birazdan geçer" dedim. Hem düşüncesizce umursamazca kaldırımı kapatıyorlar hem de yardım etmeye çalışıyorlar.
Ben kaldırımın ortasında sohbet muhabbet olan onları aşmak zorunda mıyım, ben otuz defa "pardon" demek zorunda mıyım?
19 Ağustos 2024
Üç trafik canavarlığını yer ve zaman bildirerek CİMER'e şikayet ettim...
Aşağıdaki metni bu sabah doğrudan CİMER’e gönderdim, çünkü sorunlara doğrudan müdahale edecek ve sözü tek dinlenilen kurum Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi. Dilekçemin içeriğine EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ kurumunu seçerek doğrudan muhatabı seçtim.
Sayın yetkili
Ben yüzde 79 engelli raporu bulunan bir tekerlekli sandalyeliyim, İstanbul Zeytinburnu'nda ikamet etmem dolayısıyle de sürekli Marmaray'ın Kazlıçeşme istasyonunu kullanarak yolculuk yapıyorum. Bu yüzden sürekli İstanbul Zeytinburnu Muammer Aksoy caddesini kullanıyorum.
Size sürekli kullandığım ve sorun yaşadığım bir trafik canavarlığını bildirmek istiyorum, artık son günlerde iyice zıvanadan çıkmış bu sorunu, size yer ve zaman bildirerek şikayetçi olmak istiyorum. Lütfen müdahale edin veya ettirin, sonrasında da yaptığınız işlemi lütfen bana bildirin.
31.07.2024 günü saat 14:30'da üç araç, 2.07:2024 günü saat 17:00'de bir araç ve son olarak dün akşam 18.08.2024 saat 23:07'de bir araç İstanbul; Zeytinburnu; Muammer Aksoy caddesi üzerinde bulunan Süleymaniye Kadın Çocuk hastanesi önündeki trafik ışığından karşı tarafa geçmeye çalışırken Yedikule tarafından gelip kırmızı ışığı umursamayan araçlar tarafından hayatım tehlikeye uğradı, beni ezecek derecede ve sözlü olarak tacizlere maruz kaldım.
Tüm bu araçlar beni tekerlekli sandalyede gördüğü halde ne yavaşladılar nede durdular, dün geceki yaşadığım sonrası, bundan sonra elime taş alıp kırmızı ışıkta geçen beni ezmeye çalışan araçlara atacağım çünkü canımı korumak zorundayım.
Sizden ricamdır; kural tanımaz bu trafik canavarlarını uyarmanız, yoksa çok yakında o trafik ışığında büyük bir sorun çıkacak.
Son bir ay içinde bu trafik canavarlığı o kadar çok canımı yaktı ki, artık dayanamıyorum. Bu durum çok canımı sıkıyor, çünkü yer aynı ve kişiler farklı olmasına rağmen tüm sürücüler umursamaz.
29 Temmuz 2024
Şile Engelliler Kampı'nda beş günlük bir macera...
Sabah saat 07:30'da uyandım, beş on dakika sonra annem geldi, saat 08:30 civarında ortanca kardeşim geldi ve saat 09:00'dan sonra annemle kardeşimle birlikte çantalarımızı alıp evden beraberce çıktık. Ben AKDEM'e tekerlekli sandalyemle onlar ise araba ile gittik.
AKDEM binası içinde Şile Engelliler Kampı’na iki ailenin beklediğini gördük ve biz oraya vardıktan sonra da iki üç aile daha geldi. Saat tam 10:00'da otobüs geldi ve binadan çıkıp otobüse yönlendik ve eşyalarımızla beraber otobüse bindik. Otobüs, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin şehir içinde kullandığı sarı otobüslerden idi, ben tekerlekli sandalyemle rampalı olan orta kapısından bindim, ama otobüs içinde benim için ayrılmış yere tam yanaşamadım çünkü 15 günlük tatile gider gibi iki üç bavulla gelmiş olanlar vardı ve bavullarını engelli için ayrılmış bölüme koymuşlardı. Başka bir tekerlekli sandalyeli gelince o bavullar mecburen o bölgeden biraz daha değişik bir yere taşındı ve o tekerlekli sandalyeli ile ben yerimize yarım yamalak yerleştik. Kimsesinde umursama yok, ne olur sanki o bize ayrılmış bölgeye dokunmasanız.
Şile'ye yolculuğumuz 10:30 ile 12:00 arası sürdü, Şile
ilçesinde Sofular köyü ve Alacalı’yı geçip saat tam 12:00’de Şile Engelliler
Kampı önünde idik, hem de tam dört otobüs. Yaklaşık yirmi dakika civarı da
orada bekledikten sonra kamp içine girebildik çünkü herkesin inip kayıt yaptırması
ve oda numarası ile anahtarı alıp otobüsle tekrardan kamp içine dağılması
gerekti. Ben çantalarımıza bakarken annem hemen dışarı çıktı ve benim
kimliğimle işlem yaptırıp 56 numaralı odanın anahtarını alıp beş dakika sonra
otobüse geri geldi.
Dışarısı çok sıcak, klima yüzünden otobüsün içi serin idi...
Otobüs numaramıza yakın bir yerde bizi ve çevresindekileri indirdi, bizde hemen annem ile evimize girdik. Evimiz elli metrekare filan, bir artı bir iki odalı, klimalı, buzdolaplı, gardıroplu, sebil su cihazlı, televizyonlu, masası sandalyesi olan balkonlu, Amerikan mutfaklı birçok güzel bir ev.
Bugün Pazartesi, iki gün önce geçen haftaki ziyaretçiler çıktığı için sebildeki su, yatak örtüleri yenilenmiş, her yer tertemiz yapılmış idi, tuvalet kağıdı ıslak mendil, havlu kağıt konulmuştu. Kampta bu evlerden 74 adet var, kamp içinde her yer ve ev içinde her yer tekerlekli sandalyeye ve görmeyenlere uygun.
Kamp içinde araç yolu olsa da pek otomobile rastlamadım, bir otopark ve içinde araçlar var, sanırım o araçlar kamp çalışanlarına ait.
Saat 12:00'de annem ile beraber kamp içinde bulunan bir binaya giderek öğle yemeğimizi yedik, ben bir masaya yanaştım annem ise yemeğimizi alıp masama yanıma geldi. Mercimek çorbası, döner, pilav ve ayran vardı.
Saat 14:00'de bir salonda bilgilendirme (Brifing) toplantısı yapıldı, o toplantıya sürpriz bir isimle katıldım. O toplantıya bir saat önce karşılaştığım ve uzun yıllardır tanıdığım Adnan Saygılı ağabeyim ile katıldım. Güzel bir sunum yapıldı ve beraber o sunumu dinledik. Çok güzel bir brifing idi ve salonda yüz kişi filan vardı. Bu beş günlük tatilde ne var ne yok, ne nerede nasıl, ne zaman etkinlik var, hepsi tanıtıldı. Kamp süresince tüm imkanlardan haberdar edildik ve bunun yanı sıra şikayetlerde alınıp çözümleri için notlar alındı.
Kampta aşırı kalabalık derecede tekerlekli sandalyeli var, yaşlı genç çocuk ve çoğu da benim gibi akülü tekerlekli sandalye kullanıyor. Bunun yanı sıra zihinsel faaliyeti yeterli olmayan çocuk ta çok.
23.07.2024
Bugün Şile Engelliler Kampı'nda ikinci günüm ve her şey çok güzel, hem annem için hem benim için her şey yolunda. Dün akşam kamp içinde bizim eve yakın bir alanda bir etkinlik düzenlendi. Bu organizasyonda müzik eşliğinde herkesin eğlenmesi sağlandı. Bol bol oyun havası çalınıp katılımcıların güzelce eğlenmesi sağlandı. Karaoke yapıldı, Ankara havaları çalındı, Doğu havaları çalındı, Trakya havaları çalındı ve tüm herkesin meydanda oynaması sağlandı.
24.07.2024
İstanbul Büyükşehir Belediyesi; Şile Engelliler Kampında var olan ücretsiz ortak imkanlar.
- Ücretsiz WİFİ...
- Sabah öğle akşam yemek ve 16:00 17:00 arası ara öğün var...
- Kafeteryada sınırsız çay kahve var...
- Kampta her evde sürekli sıcak su ve klima var...
- Akülü tekerlekli sandalyem için portatif şarj istasyonları var...
- Kampta her evde buzdolabı, TV ve her odada gömme gardırop var...
- Kampta 24 saat hemşire ile sağlık hizmeti var, duruma göre hastaneye sevk yapılıyor...
- Randevu ile kuaför hizmeti var...
- El emeği kursları var…
- Fitnes aerobik egzersiz salonu ve eğitmenleri var…
- Kamp içinde gezine bileceğin bisiklet hizmeti var..
- Her evde odalarda tavanda, namaz kılanlar için Kıble yönünü gösteren işaretler var.
- Hemen her gün profesyonel kişiler tarafından bilinçlendirme bilgilendirme seminerleri düzenleniyor.
25.07.2024
Bugün Şile Engelliler Kampı'nda saat 11:00'de toplantı salonunda bir seminere daha katıldım. Bu toplantının konusu; Engelli Yasal Hakları idi. Konuşmayı bir avukat yaptı ve bu sunumun tamamını ekranda yazı ve görüntü ile destekledi. Toplantı sonunda da ona ulaşılabilecek iletişim bilgileri verildi.
Şile Engelliler Kampı’na geldikten birkaç gün sonra akünün performansı tamamen düştü. Evde gece sabaha kadar şarjını dolduruyorum, ama kamp içinde üç yüz beş yüz metre ilerledikten sonra akü birdenbire bitmeye başladı. Son aylarda aküde performans düşüşü vardı, her nedense buraya geldiğimde bun düşüş ikiye üçe katladı. Bir gün içinde iki defa akü şarj etmeye başladım. İstanbul’a döner dönmez parasını bulup hemen aküyü yenilemem lazım.
26.07.2024
Bugün saat 11:00'de bir seminer daha yapıldı. Bugünkü konferans salonundaki seminerde 'İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK DAİRE BAŞKANLIĞI Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Şube Müdürlüğü tarafından görevli iki hanım kişi tarafından hem uyuşturucu alkol sigara ve teknoloji bağımlılığı anlatıldı.
Şile Engelliler Kampı'nda odanın duvarları ve tavanları tertemiz çünkü odalarda sigara içmek yasak. Bu yasağa herkes uyuyor ki odada is kir leke koku yok.
Adnan ağabey ile sohbet ederken bir ara bana; "Apo yarın eve dönüyoruz, inan ki burada parayla kalma imkanım olsa parasını verir burada on beş gün daha kalırdım", bende "sen merak etme ağabey aynı şeyi bende düşünüyorum" dedim.
Bu kamp tam biz tekerlekli sandalyeliler için, keşke para vererek de kalabilsek burada. Çünkü tüm imkanlar biz engellilere göre uyarlanmış. Ne yerler var, bir sürü para saçarak rezillikler yaşadığımız; girişi, balkonu, tuvaleti, banyosu, mutfağı hiç uygun olmayan. Yine para saçarak yemek yiyemediğimiz, çay kahve içemediğimiz.
Anneme, Adnan ağabey ile aramızda geçen bu konuşmayı anlattım ve annem bana dedi ki: "bir hafta yetmedi herhalde size" oldu. Annem her zaman ki gibi yanlış anlama ustası, hiç farkında değil buranın biz tekerlekli sandalyeliler ve tüm engeller için kusursuz olduğunun.
27.07.2024
Saat 06:00'ya gelirken uyandım, bir daha da uyku tutmadı ve televizyonu açıp zaman geçirmeye başladım. Saat 08:00'e gelirken de annem geldi ve beni yataktan kaldırıp tekerlekli sandalyeme oturttu. Gerçi beş gündür aynısını yapıyoruz, bugün sadece biraz daha erken uyandım.
İlk önce annem eşofmanımı giydirdi sonra lavobaya gidip elimi yüzümü yıkadım ve tişörtümü giyip evden çıktım. Doğrudan annem ile beraber kahvaltı salonuna gittim, o ikimize kahvaltı alırken bende masa seçip masaya yerleştim. Annem kahvaltıyı getirdikten sonra on beş dakika içinde yeme işlemini halledip evimize gittik. Annem kahvaltı öncesi eşyaları çantalara toplamıştı, bende her şeyimi kahvaltıya gitmeden çantamı toplamıştım. Lavabo tuvalet işimizi hallettik ve tekrardan her şeyi kontrol edip çantaları alıp kampın giriş kapısı önüne kadar gittik.
Bir baktık orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait beş altı otobüs vardı, her otobüsün camına nereye gideceği yazıyordu. Denildiği saat 10:00'da bizim otobüsün yolcuları tamamdı, ama diğer otobüslerin yolcuları tamamlanmadan yola çıkmadık.
Saat tam 10:30'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait toplu taşıma otobüsleri Şile Engelliler Kampı'nın kapısından çıktı, Şile bölgesinin ormanlarını hep beraber aşıldı, otobana çıkınca ve sonrasında Beykoz'da İETT garajında mola verince otobüsler İstanbul’a dağıldı.
Kamptan 10:30'da çıktık, saat tam 12:30'da kampa gitmek için bizi aldıkları yerde Zeytinburnu ZEYRAM önündeydik. Şile Engelliler Kampı'na giderken bir buçuk saatte gittik, Zeytinburnu'na geri dönerken iki saatte döndük.
Engelliler arasında da çok yabani acımasız var... Karşındaki bir zihinsel engelli veyahut fiziksel olarak kendine hakim değil, ama sen ona bu kusurlarından dolayı gülmüyorsun, gülümsemiyorsun, onu önemsemiyorsun, o yokmuş gibi davranıyorsun, hatta onu tersliyorsun veya ona surat yapıyorsun.
Yaşı yirmilerde bir tekerlekli sandalyeli vardı, belli ki zihinsel bir sorunu var ve çok az da olsa fiziksel sorunu var. Kimseye zararı olmayan bir çocuk, kimsesine de zarar verecek bir çocuk değil. Sadece bir kalabalık görünce yaklaşır dilinin döndüğünce selam verir veya eliyle “ne yapıyorsunuz?” Der. O zihinsel engelli böyle diye kalkıp onu dışlamak insanlık dışı resmen acımasızlık vicdansızlık utanmazlık. Dört beş günlük kamp maceramda aynı tekerlekli sandalyeli o zihinsel engelliyi defalarca tersledi. O çocuk ne zaman yanlarına yanaşsa onu kovdu.
Şile Engelliler Kampı'nda o kadar rahat bir beş gün yaşadım ki; evime kendim girip çıktım hem de anahtarla kapıyı kilitleyip açarak. Amerikan mutfak olduğu için her işimi çok daha rahat şekilde kendim gördüm. Lavabo işlerim çok rahattı, el yüz yıkama veya diş fırçalama gibi. Annemle tuvalete klozete gidişim gelişim daha sorunsuzdu, neredeyse hiç sorun yaşamadım. Kafeteryada çay kahve alırken veya soğuk su gibi ihtiyacımda sebilden hep kendim hallettim, sadece içeceğimin masaya konulması konusunda birilerinden ricacı oldum. Kamp veya ev içerisinde tekerlekli sandalyemle hiç zorluk çekmeden her yere girip çıkıp kimseden yardım istemeden gezindim.
Engelliler arasında da çok yabaniler acımasızlar var... Karşındaki bir zihinsel engelli veyahut fiziksel olarak kendine hakim değil, ama sen ona bu kusurlarından dolayı gülmüyorsun, gülümsemiyorsun, onu önemsemiyorsun, o yokmuş gibi davranıyorsun, hatta onu tersliyorsun veya ona surat yapıyorsun. Ondan bir selamı eksik ediyorsun. Yaşı yirmilerde bir tekerlekli sandalyeli var, belli ki zihinsel bir sorunu var ve az da olsa fiziksel sorunu var. Kimseye zararı olmayan bir çocuk, kimsesine de zarar verecek bir çocuk değil. Sadece bir kalabalık görünce yaklaşır dilinin döndüğünce selam verir veya eliyle “ne yapıyorsunuz?” Der. O kadar. O zihinsel engelli böyle diye kalkıp onu dışlamak insanlık dışı, resmen acımasızlık vicdansızlık utanmazlık. Dört beş günlük kamp maceramda aynı vicdansız o tekerlekli sandalyeli o zihinsel engelli çocuğu defalarca tersledi, ne zaman yanlarına yanaşsa onu kovdu. Bu çatışmalarına ne zaman şahit olsam; gözüm yaşardı.
1996 yılından bu yana olmayan adaleti arıyorum...
Evet evet! Herkes gezip tozarken, yiyip içip sağa sola sıçrarken, ben bu pencerede otuzuncu yıla girdim... Bu pencereden 30 yıldır bu ülkede...



.png)






.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)









.png)
.png)

.png)