engelli aktivist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
engelli aktivist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2026

1996 yılından bu yana olmayan adaleti arıyorum...



Evet evet! Herkes gezip tozarken, yiyip içip sağa sola sıçrarken, ben bu pencerede otuzuncu yıla girdim... Bu pencereden 30 yıldır bu ülkede olmayan ADALETi arıyorum. İlk günlerde yaşım 20 idi, bugün yaşım 50. 


31.08.1996'da yürüyerek girdiğim bir hastanenin acil servisinde doktorun ilgisizliği sonrası sol tarafı felç tekerlekli sandalyeli hale geldim. O gün bugündür, ülkeyi yöneten hükümetler, beraber hareket ettikleri Fethullah Gülen'in F-TİPİ ve FETÖ yapılanmaları ile bana hep eziyet edildi. 

1976 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan benim, tanımlanmış tüm hakları iç edip her iki tarafta usulsüz olarak sevenlerine dağıttı. Ben ise hep ortada kaldım, hep dışlandım, çünkü benim ne siyasi partilere sempatim veya üyeliğim vardı, ne de Fethullah Gülen'in yapılanmaları ile ilişkim. 

Kan emici Fethullah Gülen, beraber hareket ettiği siyasetçiler ve peşlerinden koşan kansız olup kan ile beslenen dilsizler, şu hayatta beni dil din ırk cinsiyet köken siyaset dahil her şeyden soğuttular. 

Bu ülkede benim gibilerin; terörist başları Fethullah Gülen'in K.I.Ç.I kadar, Abdullah Öcalan'ın K.I.Ç.I. kadar değeri yoktur. Hatta eti haram sayılan domuz kadar değeri yoktur.

Otuz yıldır bana yapılan zulüm, eziyet, zorbalık, kayırma vs. vs. her neyse işte, tüm hepsi aşağıdaki adreslerde. İster blog adresimden okuyun, ister YouTube kanalımdan dinleyin yada adreslere girmek istemeyenler içeriğini yorumlardan okuyabilir. 


NOT1: Elli yıl Fethullah Gülen aşkı ile geçti, bir elli yılda Abdullah Öcalan aşkı ile geçecek gibi. Şükür ki, ikisinin de klozete gitmesini beklemedim. 

NOT2: İster sağcı olun ister solcu olun, siz siz olun sadece kendini ve çevresini düşünen, bencil, çıkarcı, ayrımcı, zalim, açgözlü, gerici, kul hakkı yiyen insanlardan uzak durun, durun ki; suça ortak olmayın. 

NOT3: Hayatım boyunca; tek istediğim, sağlığımın düzelmesi ve güneş gören, girişi düzayak, içerisi geniş bir evimin olması. 


İç Edilen Haklarım'ı bloğumda okuyun... ⬇️⬇️ 
https://unal76.blogspot.com/2025/12/ic-edilen-haklarm.html?m=1 

İç Edilen Haklarım'ı YouTube'de dinleyin... ⬇️⬇️ 
https://youtu.be/OFF36Q2BC4A?si=lyvRxymmqm9HPt2i 


#AbdullahÜnal #unal76 #TürkiyeCumhuriyeti 

31 Aralık 2025

İç Edilen Haklarım...

                                Youtube'de okutun... 
https://www.youtube.com/watch?v=OFF36Q2BC4A


1996 yılında bir acil servis doktorunun ilgisizliği sonucu tekerlekli sandalyeli hale geldikten sonra, ülkeyi yöneten tüm hükümetler ve beraber hareket ettikleri Fethullah Gülen yapılanmasıyla bana çok eziyet ettiler. 1976 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan benim, tanımlanmış tüm haklarımı iç edip her iki tarafta çevrelerine dağıttılar. Ben ise hep ortada kaldım, çünkü benim ne bir siyasi parti üyeliğim vardı ne de Fethullah Gülen yapılanması ile ilişkim. Beni bu ülkeden de soğuttular, vatandaşlığımdan da soğuttular, dilimden dinimden de soğuttular, ayrımcılığı sevmeyen yapımdan da soğuttular. 


1) 1996 yılında beyin ameliyatım sonrası yoğun bakım sürecim 31 gün, koma sürecim ise iki ay sürdü. Bu süreçler bitince anında Kasımpaşa ve Beşiktaş askerlik şubelerinden ‘askerliğe elverişsizdir’ (çürük) raporu almak gerekti, çünkü 20 yaşımdaydım ve askere alınmam gerekliydi. Kilom 65'den 40 kiloya düşmüşken, kafamda birkaç ay önce atılmış 32 tel dikişin izi varken ve o dikiş nedeniyle kafamda kocaman bir yarık varken, zar zor konuşup gördüğüm duyduğum halde, kalça ve diz eklemlerim kısıtlı olduğu halde, beni bir binek arabanın bagaj kısmına yatar pozisyonda 3-4 defa zorla askerlik şubelerine getirttiler. Durumum çok kötü olduğu halde “hastalığım gerçektir, Türk Silahlı Kuvvetlerini aldatmıyorum, kandırmıyorum” ispatı yapmaya çalıştık. Bu türden zorbalığı anca bir cani örgüt yapardı, Fethullah Gülen ile ona tapanların gerçek yüzü 15.07.2016 günü ortaya çıktı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden binlerce asker görevinden uzaklaştırıldı. Eminim ki; 1996 yılında yatalak halde olan bana eziyet eden askerlerin tamamı onlardandı. 

2) 2004 yılında aynı beyin MR’ı filmime, İstanbul’un en büyük dört hastanesinin dört beyin cerrahı dört ayrı görüşte bulundu. Uzmanlardan biri “ameliyat ol orada olan kitleyi alalım” dedi, diğeri “olursan masada kalırsın” dedi, bir diğeri “olmana gerek yok, orada sadece zararsız bir kan yumağı var", sonuncusu da "yaşamının bundan sonrasını bu şekilde sürdüreceksin" dedi. Sanırım TIP ülkemizde her okulda başka eğitimi olan bir dal. 2004 yılı içinde 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 60 gün yatılı tedavi gördüm ve sağlığım düzelmeye başladı. Bu nasıl bir sağlık sistemi, dört büyük hastanenin dört büyük Nöroloji uzmanı ayrı karar verip benim hayatımla oyun oynuyor. Hiç biri "egzersiz ve fizik tedavi al" demiyor. 

3) Kaslarımın, eklemlerimin güçlenmesi veya yürüyebilmek için 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 2004, 2006 ve 2007 yıllarında üç defa yatılı tedavi gördüm, üçünde de tedavim bitmeden "yoğunluk" bahanesiyle taburcu edildim ve yerime basit tedavisi olanlar alındı. Hatta son yatışımda beni yirmi günde taburcu edip yerime ayaktan tedavi alabilecek birini almışlardı. Benim gibi hastalarda bir uzmanın yönlendirme yapması önemlidir, uzun süreli yatılı olarak tedavi çok önemlidir. Tedaviye ihtiyacı olan yüzlerce binlerce hatta on binlerce kişi varken, birilerine ayaktan tedavi yerine, yatarak tedavi verilerek hastane odaları otel odası gibi kullandırılması bizlerin sağlığına kavuşmasını engeller. 

4) 2008 yılında T.B.M.M.'de çıkartılan bir yasayla 'bakıma muhtaç aile bireyine bakan kişiye Bakım parası adı altında bir maaş ödenmesi kararı' alındı. Yüzde 80 engelli raporum varken, 1996 yılından bu yana bana bakan anneme devlet tarafından verilmesi gereken bu Bakım parası verilmiyor. Buna neden olaraksa; 2008 yılında evimize gelen o zaman ki adı "Fethullah Gülen hoca", 15.07.2016 sonrasında da adı “FETÖ" olan örgütün elamanları tarafından evimiz baştan aşağı kontrol edildikten sonra "evin gelirinin 30- TL fazla çıkartılması" oldu. Tanımlanmış bu hakkın verilmek istenmemesinin nedeniyse; kendilerinden olmayışımdı. Evleri, iş yerleri, lüks arabaları olanlar bu maaşı alabiliyordu, ama biz bu maaşı alamıyorduk. Kısacası; 2008 yılından bu yana bana tanımlanması gereken yüz binlerce TL başkalarına, siyasetçiler sayesinde FETÖ örgütüne gidiyor. 2016 yılında Fethullah Gülen’in darbe girişiminden üç dört ay sonra 2008 yılındaki konuyla ilgili Zeytinburnu kaymakamlığına, savcılığa suç duyurusuna benzer bir dilekçe vermeye kalktım, ama bu girişimim savcının kapısı önünde duran bir görevli tarafından engellendi. Dilekçem ile ben, savcının kapısı önünde duran kişi tarafından bir odaya götürüldük, dilekçem okundu ve “dilekçeyi teslim aldık” denilerek savuşturuldum. Savcıya vermek istediğim dilekçenin içeriğinde: '2008 yılında yüzde seksen engelli olduğumdan dolayı annem bana baktığı için Bakım maaşı alma hakkımın olduğunu ispatlamaya çalıştığım’ yazıyordu. Bu durumu, yani hem 2008 yılında yaşadıklarımı hem kaymakamlıkta savcılık kapısı önünde yaşadıklarımı, tarih ve saat vererek 12.05.2016 tarihinde #1600566583 başvuru detayı ile CİMER’e de bildirdim. CİMER, diğer yazdıklarımdan bahsetmedi "sus" dedi, sadece 'evinizin geliri yüksek' dedi. 

5.02.2025 
Saat 11:30’da Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından bir hanımefendi geldi ve CİMER’e bir ay önce yapmış olduğum başvurum hakkında bilgilendirme yaptı. Ben 2023 yılının son günlerinde Bakım maaşı ile ilgili üçüncü kez başvurum olmuştu ama aradan bir yıl geçtiği halde Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından başvuruma herhangi bir cevap gelmemişti. Bende durumu CİMER’e bir ay önce bildirdim, onlarda bakanlıktan bir görevli gönderip durumu birde yüz yüze bana anlattırdılar. Sonuç olarak; başvurum evin geliri nedeniyle yine ‘reddedildi’ ve hanımefendi şu an “yeni başvuru” yapabileceğimi söyledi, ama ben yine aynı sonuç çıkacağını bildiğimden “hayır, şu an herhangi bir işlem yapmaya gerek yok” dedim. Şu an bizim evde üç kişiyiz ve üçümüzün de geliri var ve bu gelir kişi başına düşen miktarı aşıyor. Hanımefendiye “bu para engelliye bakana veriliyorsa evde yaşayan sayısına bakılmamalı, çünkü bu eve annemle benim ve kardeşimin maaşı giriyor ve limiti aşıyoruz, çünkü üç kişiyiz. Benim asıl merak ettiğimse bu maaşı evleri arabaları olanlar çok rahat alıyor, bunu çok rahat şekilde nasıl yapabiliyor oluşları” dedim, onun bana cevabıysa “bunun nedeni bu türden varlıkları kendi üzerlerine değil başkalarının üzerine yapıyorlar, bu da gözükmüyor yada evde yaşamayan birilerini eve kayıt ettiriyorlar” oldu. Anneme baktım ve “işte böyle düzenbazlıkla, sahtekarlıkla, dolandırıcılıkla alıyorlar, evleri arabaları başkalarının üzerinde veya ikamet ettikleri adrese geliri olmayan birilerini alıyorlar” dedim. O an görevli varken söyleyemedim ama aşağıdakini de ekleyebilirdim "bunu denetlemesi gereken devlet hükümet vali kaymakam belediye her neyse işte gözlerini kapatıyor".  

5) Sağlığımın daha iyiye gitmesi için havuz terapisi almam gerekti, bunun için 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurdum, “bu havuz terapilerine 16 yaşından büyükleri alamıyoruz” dediler. Engelliler arasında yaş ayrımcılığını ilk defa duydum, çünkü o havuz bizim eve iki yüz metre mesafede ve hem küçükler için hem büyükler için havuzları var. 

6) 2009 yılı öncesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait, bizlerin rehabilitasyonu için kurulmuş Florya özürlüler kampında bir hafta kalmak için defalarca başvurdum, ama bana sıra 2009 yılında bir kez geldi ve annemle babamla gidip o kampta bir hafta kaldık. Her başvurumda bana “talep yüksek Türkiye’nin tamamına yetişmeye çalışıyoruz” cevabını almıştım. Merak etmesinler; ben biliyorum orada her yıl zaman geçirenleri, ayrıca neden tüm ülkeye yetişmeye çalışıyorlar? Oyu İstanbullu olan benden alıyorlar, tüm Türkiye'den değil, onlar kime oy verdiyse, gitsinler o belediyeden etkinlik istesinler. Eğer düşüncem yanlış ise, onların oy verdiği belediyeler de beni rehabilite etsin. 17.07.2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çözüm merkezi dört gün önceki başvurumun sonucu için beni aradı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden arayan görevli ile telefonla görüşürken bir ara bana “2017 yılında Florya Engelliler Kampı'nda kalmışsınız” dedi, bende itiraz edip “Florya Engelliler Kampı'nda sadece bir kez 2009 yılında kaldım, 2009 yılı sonrası defalarca başvuru yaptım ama bana hiç sıra gelmedi” dedim. O da bilgisayardan kontroller yapmaya başladı, kontrolleri sonrasında herhangi bir açıklama yapmadı, ama kısık sesle ekrandan bazı isimleri okuduğunu duydum. Anladığım kadarıyla, 2017 yılında Florya'da benim yerime bir başkası kalmış. Çok yakında CİMER'e bir yazı yazıp 2017 yılında adımı kullanarak orada kalanlar ve buna izin verenler için şikayette bulunacağım. 

7) 2009 ila 2011 yıları arasında tekerlekli sandalyemle Açıköğretim okudum, 24 adet sınavımın 23'üne binaların ikinci üçüncü katında girmek zorunda bırakıldım. Defalarca “ben tekerlekli sandalyeliyim” deyip raporumun fotokopisini taahhütlü olarak Halk eğitim müdürlüğüne, il ve ilçe eğitim müdürlüklerine, Ankara’ya Milli eğitim bakanlığına bile gönderdiğim halde, bana bir kez bile cevap verilmedi. Gelen bazı cevaplardaysa bana "sınava sınav yerinde girilir" oldu. Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım veya siyasi partilere üyeliğim olsaydı, sınavlarım okul girişinde yapılırdı. Hatta her sınavda tekerlekli sandalye taşıyan bir araçla evimden alınır, sınavıma girdikten sonra evime bırakılırdım. Şunu hiç unutamıyorum; orta okulu okuduğum Ayhan Şahenk orta okulunda kardeşim tek başına tekerlekli sandalyemle beni 20- 25 basamaklı merdivenden zorlanarak geri geri ikinci kata çıkartırken, 1990 yılında o okulda okuduğum yıllarda okul müdür yardımcısı olan E.N. beyefendinin gülümseyerek bana bakmasını. 

8) 2012 yılı içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Alo153’den tekerlekli sandalyeli engelli taşıyan araç talep ettim, bana bir kaç kez “bir hafta önceden aramanız gerekiyor” cevabı aldım, bir hafta öncesinden araca ihtiyacım olacağını nereden bileceksem. Acaba TBMM’de herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım, yönettikleri belediyenin partisine üye olsaydım, Fethullah Gülen'e sempatim olsaydı veya tanıdığım bir meclis üyesi olsaydı, o bir hafta bir saate düşer miydi? 

9) İlçe belediyesine havuz terapisi için başvurdum, maddi olarak devletin veya belediyenin her ihtiyacını karşıladığı AKDEM’in havuzunda ilk seans terapimi yaptılar, ikinci üçüncü seans terapimi yaptılar, sonrasında havuzda bir tamir çalışması yapıldı ve bana bir daha geri dönüş yapılmadı. Neden acaba? 

10) 2011 yılında ilçe belediyemizin Kültür merkezinden, sosyalleşmek için sinema, tiyatro, konser aktivitesi için birkaç defa bilet talep ettim, hep “biletlerimiz bir ay öncesinde tükendi, bilet almak için ay başında başvuru yapmanız gerek” dediler. Sanki aktiviteler aylar öncesinden belli oluyormuş gibi, sonuçta bir tekerlekli sandalyedeyim, bir kenarda oturup sergileneni seyredeceğim. İnsanı sanattan da soğutuyorlar, sosyal ortama girme çabasından da soğutuyorlar. Biz engelliler, sağlıklılarla aynı ortamda bulunmadığımız sürece, insanımız engelliyi kabullenmeyecek. 

11) 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına engelliler için yeni anayasa çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla engellilerin dezavatajları konuları hakkında göndermiş olduğum iki adet taahhütlü mektubuma “alınmıştır” cevabı bile gelmedi. TBMM başkanlığı Cemil Çiçek’e gönderdiğim taahhütlü mektuplara cevap gelmediği gibi. Acaba, herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım veya Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım, TBMM tarafından insan yerine konulur muydum? 

12) 2018 yılında Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) henüz beş yıl önce hizmete giren Marmaray raylı sistem toplu ulaşım ağı için bir başvuruda bulundum. “Ağın sadece Kazlıçeşme ve Ayrılık çeşmesi istasyonlarında birer asansör var ve onlar bozulduğunda biz tekerlekli sandalyeliler bu ağı kullanamıyoruz ve eve geri dönüyoruz” dedim, hatta öneri olarak, “alternatif asansör yapılsın veya karayollarındaki gibi rampalı bir üst geçit yapılsın lütfen” dedim. Onlardan gelen cevap “Marmaray ağını biz yapmadık, lütfen bu ağı yapan şirketlere başvurun” oldu. Kendilerinin yapması gerekli yazışmayı ne yazık ki bana yaptırmayı uygun gördüler. Bir ulaşım ağında tek bir çıkış alternatifinin olması nasıl bir düşüncesizlik, bunun farkındalar mı? Nasıl bir ön görüsüzlük, bunun farkındalar mı? Eğer özel bir mekanda tek bir çıkış olsa orayı anında uyarırlar veya kapatırlar. 

13) 2018 yılında yüzde 80 engelli raporum olduğu halde, ÖTV'den muaf olabilmek için Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesine ve Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesine onlarca muayeneye girdim, ama hastaneler benim engel yüzdemi bir puan düşürdü. Sol tarafım felç, beyin hasarlı olan bana "sen tertibatlı araç al kullanırsın" dediler ve ÖTV indirimi yapmayıp, "ÖTV indirimi veya engelli plakası alamazsın" dediler. Bu ülkede ÖTV muafiyeti alan o kadar çok sağlıklı var ki, birçoğu rüşvetle, sahte belgeyle veya araya giren birileriyle bunu yapıyorlar. Bu ÖTV indirimini telefonla alan bile vardır. 

14) 2019 yılında sol tarafım felç olduğu için 23 yıldır sol omzumu, kolumu, elimi ve parmaklarımı kullanamıyorum, yani sadece sağ tarafımı kullanabiliyorum. Manuel tekerlekli sandalyenin sol tekerini itemem veya çekemem, yani ev dışında dışarıda illa ki akülü tekerlekli sandalye kullanmam şart. Bu yüzden ev dışında akülü tekerlekli sandalye kullanıyorum, buna da mecburum. Bende bulunan sağlık raporunda "Akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" yazısının kutucuğu işaretli değil, işaretli olmadığı için bir tekerlekli sandalye alırken devletin verdiği indirim gibi imkanlarından yararlanamıyorum. Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesinde girmiş olduğum fiziksel muayenede hanımefendi bana: "sen ayakta durabiliyorsun, fizik tedavi gördüğün taktirde yürüyebilirsin, devletin verdiği akülü tekerlekli sandalye imkanından faydalanamazsın" dedi. Bu devlet, bu hükümetler bana ve benim gibilere hem gerekli, yeterli fiziksel tedaviyi vermiyor hem yaşamımda büyük yeri olan akülü tekerlekli sandalye için "bu imkandan faydalanamazsın" diyor. Sol tarafım kendine gelebilirdi ama gerekli tedavi hiçbir zaman uygulanmadığı için ben normal bir hayata dönemedim, hastanelerin verdiği sağlık raporlarında 'akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" kutucuğunun işaretli olması için, tek tarafının felç olması gerekli ve şansa bak benimde sol tarafım felç. ;)

15) Devlet, hükümetler veya belediyeler tarafından engelli için sunulan plan, proje, hibe gibi birçok imkanların şartları saçma sapan. Engelli için sunulan birçok imkana başvurumda olumsuz yanıt aldım, başvurularımın ya onlarda ya da bende belgesi var, gerektiğinde veya istenildiğinde ulaşılabilinir. En son 2019 yılında “Engelli ve Hükümlüye 50.000-TL hibe almak için İŞKUR’u arayın” dendi, ama tırt çıktı, çünkü şartları sormak için aradığımda bana "böyle bir şeyin olmadığı" söylendi. 

16) 2020 yılında Corona Covit- 19 salgını ilk çıktığında kronik ve sağlığında sorun yaşayanlar için bir düzenleme yapıldı ve raporu olanlar ilaçlarını, hastaneye veya sağlık ocağına gitmeden de eczaneden alabilme hakkı verildi. Bu düzenlemeden ben yararlanamadım, çünkü 1996 yılından bu yana beyin hasarlı bir kişi olmama rağmen veya epikriz raporumda ‘sağlığımın geri gelmeyeceği’ yazmasına rağmen kullandığım ilaçlarımın bir raporum yok. 1996 yılından bu yana her ay, hastaneye veya sağlık ocağına gidiyorum ve ilaçlarımı yazdırıyorum. Defalarca beyin hastalıkları uzmanlarına, fiziksel tedavi uzmanlarına veya Eğitim ve Araştırma Hastanelerine başvurduğum halde, bana hep "hayır" cevabı verildi, neden olarak da "sağlık kuruluşlarına her ay gidebilecek kadar sağlığın yerinde" dendi, bu yüzden doktorlar uzmanlar profesörler tarafından bu hakka sahip olmamın gereksiz olduğu ön görüldü. 2020 yılında Corona Covit-19 pandemisi gibi olağanüstü bir durum gerçekleşti ve ben kas gevşetici Lioresel ilacımla, kas ağrılarım için kullandığım Cabral ilacımı sağlıkçıların inadı yüzünden alamadım. Demek ki neymiş; doktorlarımızda, uzmanlarımızda, profesörlerimizde ön görü yokmuş ki, pandemi gibi bir olasılığın olabileceğini görememişler. 1996 yılındaki epikriz raporumda ‘sağlığımın ömrün boyu geri gelmeyeceği’ yazdığı halde, bana bu zulmü yaptılar. Hâlâ da yapıyorlar. 

17) 2020 yılının ilk aylarında dünyanın başına bela olan Corana Covid-19 salgınına önlem olarak 2021 yılı Haziran ayında ‘acil kullanım onaylı’ BiONTech aşı sıram gelince ilk dozumu Yedikule Göğüs Hastalıkları hastanesinde oldum. Sağlıkçı olan bazı tanıdıklarım bana; “sağlık sorunlarım olduğu için ölü hücreden üretilen Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını olmamı” önerdiler, “canlı hücreden Alman Pfizer BiONTech aşısı sende tepki verebilir, aşı olmak için acele etme” dediler. Bana aşı hakkı tanımlandıktan sonra bir hafta boyunca Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısı için randevu almaya çalıştım, ama randevu verilmedi. Bazı engelli tanıdıklarım sağlıkçı yakınlarının araya girmesiyle Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını yaptırdılar. Bu ülke böyle bir ülke işte, bu türden haksızlıklara tepki gösterince bana kızıyorlar. Baktım Sinovac'ın CoronaVac aşısı için randevu alamıyorum, bende BionTech aşısının canlı hücreden üretildiğini bile bile randevumu alıp aşımı oldum. Oldum, çünkü neredeyse bir buçuk yıl olmuştu ve ben ve annem babam bir türlü yaşantımızda normale dönememiştik, herkes gezip tozarken biz evimizden dışarıya çıkamamıştık hâlâ. 

18) 2016 yılında 5500 Dolar'a yani 15.500- TL'ye aldığım akülü tekerlekli sandalyenin altı yedi yıl sonra ayaklığı kırıldığı için yedek parçasına ihtiyacım oldu. Oldu, ama bu parçayı defalarca satıcıdan istememe rağmen bir türlü yedek parça desteği verilmedi. Ne satıcı firma bana yardımcı oldu, ne de tedarikçi (distribitör) bana yardımcı oldu, bana tek verdikleri cevap "hayır" oldu.  Bende konu ile ilgilenmesi için 2022 yılında CİMER’e başvuru yaptım ve onlarda beni Ticaret bakanlığının Tüketici Hakem Heyeti'ne (TÜBİS) yönlendirdi. Tüketicinin yanında olması gereken mahkeme ise aleyhimde karar verdi ve “üreticinin satıcının iki yıl yedek parça desteği verme yükümlülüğü var” dedi. Bir otomobil aldığınızı düşünün, 6-7 yıl sonra yedek parçasına ihtiyacınız oluyor, aracınızın yedek parçası yok. Sizin yanınızda olması gereken devlet ise size destek vermeyen satıcı firmayı haklı buluyor. Aslında bu arkadaşların adı 'Tüketici Hakem Heyeti' değil, 'Üretici Hakem Heyeti' olması daha uygun olurmuş. 

19) 1996 yılında beyin kanaması geçirdim, ameliyatla sadece hayatım kurtuldu ama sol tarafımda felç kaldı. Halk arasında buna 'inme', tıp diliyle ise 'Hemipleji' denilen bu durum, beyin damarlarının tıkanması sonucu ortaya çıkan ve vücudun sağ ya da sol bölgesini etkileyen sinir sistemi hastalığı. Benim ise hem sol tarafım tamamen felç, hem de bunun yanı sıra sağ bacağımın yüzde seksen oranında bir etkilenme durumu söz konusu ve bu üç uzvu kapsayan duruma ise “Tripleji” deniliyormuş. Ben ve birçok sağlıkçı, sadece sol tarafımı felç sanıyorduk, meğer sağ bacağımda 1996 yılında beyin kanaması sırasında çok etkilenmiş ve aslında dengemin olmamasının asıl nedeni sağ bacağımmış. Etkilenmeyen uzvum ise sadece sağ kolum, yani 1996'dan beri tüm vücudumu sağ kolum idare ediyor. Sağ kolumda ise şöyle bir sorun var; 1996 yılında ben yoğun bakımdayken bir hemşire faydası olur niyetiyle sağ kolumu hareket ettiriyor ve egzersiz sırasında sağ kolumun dirseğinde bir kanamaya neden oluyor. Sağ kolumun dirsek bölümünde oluşan bu kanama çok büyük bir kısıtlanmaya neden oluyor. Beyin kanaması geçirdiğim 1996 yılından bu yana tek kullandığım kolum olan sağ kolum, yoğun bakımda yapılan o yanlış egzersiz nedeniyle, ne tam olarak açılıyor ne tam olarak kapanıyor. 2004 yılında profesyonel olarak sol tarafımdaki felç durumunu geçirmek için fiziksel tedavi rehabilitasyona başladım. Bu tedavi başladıktan 18 yıl sonra 2022 yılı Temmuz ayında öğrendim ki; bu saate kadar yürüyemememin asıl nedeni sağ bacağımdaki felç durumunun göründüğünden ağır olmasıymış. 2004 yılından bu yana çok emek güç enerji sarf ettim, ama olmadı ve hiçbir zaman kendime gelemedim. Tek amacım; sol tarafımdaki felç durumunu geçirmekti ama bu bir hataymış. Eğer farkında olsaydım sağ bacağıma da özen gösterir, onda var olan felç durumunu geçirmeye çalışırdım. Hatta sol tarafıma iki defa Botoks olduğum halde hiç faydasını göremedim, ama her iki enjektede de sağ bacağıma hiç dokunulmadı. Çok yazık çok, muhatabım olmuş tüm sağlıkçılara yazıklar olsun. Bu durumu 2019 yılında egzersiz seanslarım için tanışmış olduğum 25-26 yaşlarında olan Erdem’den öğrendim. O bana "aslında senin sağ bacağında çok etkilenmiş, bunu nasıl fark edememişler, sen bu yüzden kendine gelememişsin, yürüyebilmen gerçekleşmemiş ağabey. Sadece sol tarafında felç söz konusu olsaydı hastalığının ilk yıllarında yürüyebilmen gerçekleşir veyahut yürüyemesen bile kendini idare edebilecek duruma gelebilirdin. Bunun yanı sıra sağ bacağımdaki bu felç durumu sağlık raporunda yer almıyor, yıllardır raporunda düşük yüzde ile işlem yapılıyor" dedi. 

20) 2025 yılının daha ilk aylarında eziyetler başladı. İlk önce Ocak ayında İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesinden (Samatya), sonrasında da Şubat ayında Marmara üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma hastanesi Fiziksel tedavi bölümlerinden 'evde fizik tedavi ve rehabilitasyon görebilir raporu’ almaya çalıştım ama her iki hastaneden de ‘ret’ cevabı aldım. İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesi (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünden "bu rapor için benim yetkim yok" dedi, ama benim bir arkadaşım oradan bu raporu aldı, Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün doktoru ise "hocamız şu an müsait değilmiş, ben olmadan rapor verme, sonra gelsin dedi" dedi. Benim 1996 yılındaki Epikriz raporumda ‘bu kişi ömrü boyunca eski sağlığına kavuşamayacak’ dediği halde, “yaşım ilerlediği için ve refakatçim olarak yanımda sadece 70 yaşında olan annem var, bu yüzden evden çıkıp özel fizik tedavi rehabilitasyon merkezlerine gidip gelemeyecek durumdayım” dediğim halde, bana her iki hastanenin bölümü de doktoru da “hayır” dedi. Zaten 1996 yılından bu yana 29-30 yıldır beyin kanamamın getirdiği sağlık sorunlarını zorluklarını ağırlığını yükünü çekiyoruz, zaten ömrümüz güneş görmeyen 5-6 basamaklı bir evde geçmiş bitmiş, birde bir tekerlekli sandalyeli olarak devletin, sisteminin, hastanesinin, doktorunun bu türden rezillikleri ile uğraşıyoruz. Rezil bir ülkede yaşıyoruz rezil, dünyanın en kötü sağlık hizmeti veren ülkesinde yaşıyoruz. Sistemi de dert, hastanesi de dert, doktoru da dert. Bir tekerlekli sandalyeli olarak hiç bir yerde insan yerine konulmuyoruz, tek bildikleri; 29-30 yıldır tekerlekli sandalyemle beni oradan oraya koşturmak. Tek yapmaları gereken; binlerce kez, on binlerce kez, yüz binlerce kez yaptıkları gibi kağıda mührü basıp kalemlerini ellerine alıp imza atmaları. Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün "işim var, sonra gelsin, ben görmeden imza atma" demesi, ne demek? İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesinin (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünün Haseki'nin içinde ne işi var? Ve başkasına verdikleri raporu bana vermemek ne demek? İmkanım olacak; gireceğim hastane arşivine o raporu başkalarına verip ama bana vermedikleri o raporu araştıracağım. Onu bunu bilmem; her iki hastanede o konuma gelmiş, ama 29-30 yıldır felç raporu olan bir tekerlekli sandalyeli için daha neyi düşünüyorlar. Bilmiyorum. Şimdi o imza için 15 gün önceden randevu al, randevu günü evden çıkmak için birilerini bulup evden çık ve tekerlekli sandalye ile toplu taşımada oradan oraya koştur. Ve en önemlisi; toplu taşımada veya hastanede bulunan asansörlerde bir sorun çıkmaması için, doktorun keyfinin yerinde olması içinde dua et. 


NOT: Bu ülkede benim gibilerin terörist başları FETÖ kurucusu Fethullah Gülen kadar, PKK kurucusu Abdullah Öcalan kadar değeri yoktur. 

19 Mayıs 2021

CİMER'e; AVM'lere şarj cihazı isteğim...



Başvuruma rağmen İletişim başkanlığı "Bir fikrim var" projesinden bir geri dönüş olmadı, bende bu projemi CİMER'e yazdım ve beklemeye geçtim. Merak ediyorum CİMER'den bir geri dönüş olacak mı? 

"
Sayın yetkili ben bir tekerlekli sandalyeliyim, dışarıya çıktığımda akülü tekerlekli sandalye kullanan bir bireyim. 

Sosyal ortamlarda ve toplu ulaşım ağlarında şarj cihazları bizim için çok büyük bir kolaylık ve bu şarj istasyonlarından çok memnunuz. Sizden biz tekerlekli sandalyelilere faydası olabilecek bir atılımda daha bulunmanızı isteyecektim. 
Bu şarj istasyonlarından alışveriş merkezlerine konulma zorunluluğu getirilmesini istiyorum. 

Eğer gerekli düzenlemeler yapıldığı taktirde biz tekerlekli sandalyeliler alışveriş merkezlerinde bir yandan zaman geçirirken diğer yandan tekerlekli sandalyemizi şarj edebiliriz. 
Eğer uygun görülürse; gereğinin yapılması sizden ricamdır... 



14 Şubat 2020

Yazıklar olsun bizleri umursamayan bu yönetcilere...

Dün saat 12:00 civarı cep telefonu almak için Nautilus alışveriş merkezine ve Acıbadem caddesinde bulunan Ahtapot Gönüllüleri Sosyal Dayanışma Ve Sportif Faaliyetler Derneğine uğramak için Marmaray ile Ayrılık çeşmesi durağına gittim. 

Artık bu Ayrılık çeşmesi durağına uğramak istemiyorum, çünkü dün yine istasyonununun orta kattan yeryüzüne çıkan her iki asansörü de bozuktu. 


Ayrılık çeşmesi'nde bulunan asansörler artık beni çok yormaya başladı. Bir gün Marmaray'dan orta kata inen çıkan asansör bozuk, bir gün metrodan orta kata çıkan inen çıkan asansör bozuk, bir gün orta kattan yeryüzüne çıkan asansörler bozuluyor.

Dün ise orta kattan yeryüzüne çıkan her iki asansör de bozuktu... Bu asansörlerin bozulma nedeniyse kabinlere gereğinden fazla kişinin girmesi ve eski olmaları.  

İstasyon çalışanları bugün tekerlekli sandalyeli olan beni, istasyon dışına çıkarmak için etrafımda dört döndüler, ama çare yok “ben yürüyen merdivenden iniş çıkış yapmam” diye yine tutturdum durdum. 

Ayrılık Çeşmesi'nde orta kattan istasyon dışına yeryüzüne çıkan iki asansör var, bu asansörlerin ikisi de bozuk. 

Onlarda beni yarım saat bekletti ve Nautilus alışveriş merkezi tarafındaki asansörü benim kullanacağım şekle getirip beni orta kattan yeryüzüne çıkartılar. Yürüyen merdiven biz tekerlekli sandalyeliler için çok tehlikeli, herhangi bir kaza olduğunda veya elektrik kesintisi olduğunda benim veyahut tekerlekli sandalyemle beni taşıyanların başına bir şey gelebilir. 

Asansörle bir şekilde yeryüzüne çıktıktan sonra doğruca Nautilus alışveriş merkezine girdim ve ilk önce Teknosa sonra Türk Telekom daha sonra da Turkcell mağazalarına uğrayıp almak istediğim telefonu aradım, ama hiç birinde bulamadım. Daha sonrasında düzayak girişi olan ve ATM cihazı tekerlekli sandalyeme uygun Nautilus alışveriş merkezi içinde bulunan Türkiye İş Bankasına gidip emekli için promosyon bilgisi aldım.
Saat 14:00 gibi işlerim bitti bende AVM'den çıkıp yaklaşık 500- 600 metre uzaklıkta bulunan Vatan bilgisayar'a gittim ve orada aradığım telefonu buldum aldım. 

Sonrasında yedi yüz sekiz yüz metre daha yol yapıp Acıbadem caddesinde bulunan derneğimiz Ahtapot Gönüllüleri Sosyal Dayanışma Ve Sportif Faaliyetleri Derneğimize gittim ve orada bir saat civarı zaman geçirdim. 

Saat 16:00 civarı bölgede işlerim bitince tekrardan Ayrılık çeşmesi istasyonuna geldiğimde gördüm ki orta kata inen asansörler hâlâ bozuktn, bende orta katta bulunan görevlileri yanıma çağırttım ve ellerimi açarak “şimdi ne yapacağız” dedim, görevli de “tamir için çağıra bileceğimiz kimse yok, gel bu sefer yürüyen merdivenden inelim” dedi. 

Yapacak bir şey yok bu seferlik "kurallarım" demedim, “böyle işin" dedim ve kendimi görevli iki arkadaşa teslim edip yaklaşık elli basamağı tekerlekli sandalyemle yürüyen merdinden geri geri indim. 

Bu yaptığım beni o kadar çok yaraladı ki, şu an o kadar çok üzgünüm ki, "içim içimi yiyor" desem yeridir, beni ve uyarılarımı önerilerimi dinlemeyen yöneticilere o kadar çok kızgınım ki, içimden en büyüğünden en küçüğüne binlerce defa küfrettim. 

Eğer köşeye sıkışmasam bugün de yürüyen merdiveni kullanmazdım, ama mecbur kaldım... Çünkü, her defasında kardeşime “işini gücünü bırak izin al, eve git arabanı al, para vererek Avrasya tünelinden geç, yanıma gel tekerlekli sandalyemi arabaya koy sonra aynı işlemleri tekrardan yaparak beraber geri dönelim” diyemem ki. 


Twitter; Facebook;
Görevinizi yapmadığınız için bugün Ayrılık çeşmesi istasyonununda tekerlekli sandalyemle merdivenden inmeme neden oldunuz. Kurallarımı çiğnettiğiniz için teşekkürler. @tcbestepe @TC_icisleri @UABakanligi @TC_istanbul @istanbulbld @ibbBeyazmasa @MarmarayTCDD @metroistanbul @ietttr 


Tek yapmanız gereken; istasyondan dışarı rampalı bir üst geçit, asansörleri haftanın üç dört günü bozuk olan bu istasyona.

Son derece duyarlı ve dikkatli olan metro görevlisi iki arkadaşa teşekkür ediyorum. 


Tekerlekli sandalye ile merdivenden inip çıkarken benim veya tekerlekli sandalyemin başına herhangi bir kaza gelmesi halinde tutanak tutturup sizlere dava açma hakkımı saklı tutturacağımdan kuşkumuz olmasın. 

Farkında değiller, istasyondaki yeryüzüne çıkan iki asansörde bozuk. İllaki şikayet etmek gerek. 

Asansörle istasyona giriş yapamadığıma canı sıkılan sadece istasyon çalışanları, sanmıyorum siz koltuğunda oturanların umurunda olduğumuzu. 

Twitter; 
Allah aşkına şu asansörlere bir çözüm bulun... Bugün Ayrılık çeşmesi istasyonununda bulunan iki asansörde bozuktu. Tekerlekli sandalyemle merdivenden inmek zorunda kaldım. @tcbestepe @TC_icisleri @UABakanligi @TC_istanbul @istanbulbld @ibbBeyazmasa @MarmarayTCDD @metroistanbul 





19 Ocak 2020

Araç yolu ve yaya geçidi işgali...


Solda resmi bulunan aşağıda da videosu bulunan yaya geçidinin ülkemizdeki diğer yaya geçitlerinden bir farkı yok. 

Aşağıda
bulunan videodaki yaya geçidinin ülkemizdeki diğer yaya geçitlerinden hiç bir farkı yok.
Diğer yaya geçitleri gibi ayrıntılar düşünülmeden yapılmış olduğundan, hem yayalar hem araç sürücüleri bu geçidi kullanırken son derece dikkatli olmalılar.


Bu yaya geçidini seçmemdeki nedense; sorunları sıkıntıları nedeniyle bir kaç ay önce tekerlekli sandalyeme zarar vermiş olmam, bunun yanı sıra Marmaray gibi bir toplu taşıma ağına bir kaç yüz metre mesafede olması nedeniyle sürekli kazaların gerçekleşmesi yayalara ve araçlara zarar vermesi. 

1) Öncelikle belirtmem gerekli bu yaya geçidinden Kazlıçeşme Marmaray'a gitmek için karşıya kaldırımına geçmek istenildiğinde araç aralarında kalıyorsunuz, çünkü geçidin sonundaki o yeşil alan işgali kaldırıma ulaşmayı engelliyor. 

2) Bir keresinde bu yaya geçidinden tekerlekli sandalyemle karşıya geçtiğim sırada araç trafiğini yoğunluğu ve yoldaki hasar nedeniyle o yeşil alanın kaldırımına çarptım ve tekerlekli sandalyemin ayaklığını kırdım. 

3) Bu yol üzerinde ilerleyen motorlu araçlar o yeşil alan yüzünden aniden daralan yol nedeniyle yan şeride geçiyorlar ve kazaya neden olabiliyorlar. 

4) Yol boyunca doğru düzgün bir kaldırım varken, o yeşil alanda ve kaldırımında düzen bozuluyor, o bölgede ne doğru düzgün bir kaldırım var, nede doğru düzgün bir rampa. 



18 Mart 2019

İletişim Başkanlığına engelliler için; Bir Fikrim Var 3...




Bugün 2019 yılının ilk günlerinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından hayata geçirilmiş olan Bir Fikrim Var projesi için internet sayfalarına girip aşağıdaki üçüncü dilekçemi ekledim. 

İnsanımızın, engelliler ve engeller konusunda duyarlılığının artırılması gerek ve bu konu hakkında bilgilenip bilinçlendirilmeleri gerek… Bunun için yapılması gereken ise eğitim yuvalarında küçücük beyinlere engelli farkındalığının aşılanması olmalı. 

Şu anki nesil için yapılabilecek pek bir şey yok, çünkü farkındalık beyinlere çocukluk döneminde yerleştirilebilecek bir bilinçtir.


Bildiğiniz gibi insanımız engelli duyarlılığı konusunda son derece kötü durumda, insanımızın büyük bir çoğunluğu engellilerin ve engellerin farkında bile değil... Ailelerimiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız ve hatta biz engellileri eğitenler bile farkındalık konusunda yetersiz.


Benim sizlere sunmak istediğim fikrimse;
Okul binası içinde veya sınıflarda engelliliği anlatan afişler tabelalar asılabilir, koridorlara duvarlara rengarenk çizimler yapılabilir veya değişik engellere sahip bireyler okul binası içinde, okul bahçesinde, okul kapı önünde görülmeleri sağlanabilir. 


Birde bunun yanı sıra çocuklara bir eğitim ders gibi değil, seminer büyükçe salonlarda engellilik konusunda eğitimli bilgili bilinçli kişiler tarafından öğrencilere verilebilir. Hatta öğrenciler bu eğitime katıldıkları taktirde ekstra puan alabilir. 









22 Şubat 2019

İletişim Başkanlığına engelliler için; Bir Fikrim Var 2...



Bugün 2019 yılının ilk günlerinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından hayata geçirilmiş olan Bir Fikrim Var projesi için internet sayfalarına girip aşağıdaki ikinci dilekçemi ekledim. 


Sayın yetkili ben bir tekerlekli sandalyeliyim, dışarıya çıktığımda özel araç yerine toplu ulaşım ağlarını tercih eden bir bireyim... Bu sayede trafik sıkışıklığından etkilenmiyorum, zaman kaybetmiyorum, yakıt tasarrufu yapıp hava kirliliğine sebep olmuyorum. 

Bunun yanı sıra artık birçok raylı toplu taşıma istasyonunda akülü tekerlekli sandalyemi şarj edebileceğim cihazda mevcut. Bu istasyonlar bizim için yapılmış en büyük öngörüdür ve biz bu şarj istasyonlardan çok memnunuz. 

Sizden biz tekerlekli sandalyelilere faydası olabilecek bir atılımda daha bulunmanızı isteyecektim… Bir Fikrim Var projesi kapsamına bu şarj istasyonlarından alışveriş merkezlerine konulma zorunluluğu getirilmeli düşüncesi içindeyim. 

Eğer gerekli düzenlemeler yapıldığı taktirde biz tekerlekli sandalyeliler alışveriş merkezlerinde bir yandan zaman geçirirken diğer yandan tekerlekli sandalyemizi şarj edebiliriz. 









8 Şubat 2019

İletişim Başkanlığına engelliler için; Bir Fikrim Var...



Bugün 2019 yılının ilk günlerinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından hayata geçirilmiş olan Bir Fikrim Var projesi için internet sayfalarına girip aşağıdaki dilekçemi ekledim. 


Sayın yetkili ben 43 yaşında bir tekerlekli sandalyeliyim... Yaşamımızda bir çok zorlukla sorunla sıkıntıyla mücadele ettiğimiz aşikar...  Bunun biz engellilerde farkındayız siz sağlıklılarda farkında. 

Ben engellilerin için yaşamını kolaylaştırmak için yazarak ve resimleyerek çaba gösteren bir öncü bir aktivistim… Zorluk, sorun ve sıkıntılar, geleceğe yansımasın diye çaba göstermekteyim.

Baktım üretilen projelere fikirlere destek veren bir oluşum var, bende sizlerden gerçekleştirilmesini umduğum bir fikrimi paylaşmak istedim. 

Sağlıklılar araçlarına bir şey olduğu zaman çekici çağırabiliyor veya bir sağlıklı hata yaptığında çekici gelip o aracı çekebiliyor. Veya araçlar istenilen yere ücreti verilerek getirilmesi sağlana bilir. 

Peki böyle bir olanak biz engelliler için düşünülemez mi? Bu tekerlekli sandalyeliler için hayata geçirilemez mi? 

Devletin veya belediyelerin, onlarca yüzlerce hatta binlerce tekerlekli sandalyeli engelli taşıyabilen aracı var. Bu araçlara bir tekerlekli sandalyeli engelli ihtiyaç duyduğunda telefon edip istediği adrese bu araçlardan gönderilemez mi? 

Bu gönderme sonucunda çıkacak masraf engelliye faturalandırabilir veya asansörde, trafikte, toplu taşımayla ulaşım imkanı sunulmayan bir rota olduğunda bu transfer ücretsiz yapılabilir.  












27 Aralık 2018

Blog Milliyet belli ki sen yolunu seçmişsin...


Dün, Ayrılıkçeşmesi Marmaray istasyonunun asansörü hakkında hem blog sayfam için hem de Blog Milliyet sitesindeki köşem için bir yazı yazdım. 

Bu yazımın içeriğinde toplu taşımalarda yetkililerin duyarsızlığından, umursamazlığından bahsettim. Özellikle Marmaray'ın Kazlıçeşme Ayrılıkçeşmesi istasyonlarında birer asansör bulunması eleştirdim. Yetkililerin hem vatandaşı hem de beni yani bir engelliyi dinlememelerinden bahsettim.

Kesinlikle ve kesinlikle hakaret etmedim, ama Blog Milliyet bu yazımı geri çevirdi. Bu geri çevirmeye neden olarak ise "cevap hakkı doğuracak olması" imiş. 

Biraz sinirlendim ve hemen Twitter'i açtım.  

"
@Milliyet_Blog Cevap hakkı doğuracak yazıları yayınlayamıyorsunuz... Anlıyorum sizi, hem de çok iyi anlıyorum. Sizde de engelli ile empati eksikliği var. Yazık.


Yazdım. 

Çünkü bir engelli olarak yaşadığım bir zorluğu sorunu birileri ile paylaşma imkanı bulmuşum ve bunu yaparken de saygılı olmuşum. Sorunu çözebilecek devlet büyüklerine söylendiğim için ve kendileri onlardan çekindiği için yazımı yayınlayamıyorlar. 

Blog Milliyet artık her şeye müdahale eder duruma geldi, sıkıldım ve artık en yakın zamanda bloglarında yazmayı bırakma kararı aldım. 

Zaten bu müdahaleleri bir kaç yıl önce başladıydı, en iyisi kendi bloğumda devam etmek. 

5 Kasım 2018

Davutpaşa/ YTÜ metro istasyonu...

Dün bir düğün merasimi için saat 19:00 civarı Davutpaşa/ YTÜ metro istasyonundaydım… Buraya ilk gidişim olduğundan ne tarafa gidebileceğimi bilemedim ve nasıl davranacağım konusunda iki güvenlik görevlisi arkadaşdan yardım aldım.


Davutpaşa/ YTÜ metro istasyonunda öyle bir sistem yapılmış ki, hayran kaldım ve bu tam benim Marmaray ulaşım ağı için önerdiğim sistemdi... Marmaray yetkilileri bana laf yetiştireceğine bu rampa sistemini Marmaray’ın, Ayrılıkçeşmesi veya Kazlıçeşme istasyonuna kursalar biz engelliler (tekerlekli sandalyeliler, bastonlular, görmeyenler, çocuklular, bebek arabalılar, pusetliler, yaşlılar) için sorun kalmayacak.

Davutpaşa/ YTÜ metro istasyonu yerden beş altı metre yüksekte olduğundan istasyondan çıkar çıkmaz önünüze bir yaya yolu geliyor, o yol üç dört metre genişliğinde ve uzunluğu yüz metre filan.

O yolun sonundaysa eğimi, genişliği ve yüzeyi son derece düşünülerek yapılmış olan bir dönemeç var. O dönemeç sayesinde yer yüzeyi yol hizasına kadar kaldırıma iniyorsunuz. 

Hem giderken hem de dönüş yaparken hiç sorun yaşamadım, kimseden yardım destek almadım ve işimi kendim görerek yol hizasına bir çırpıda inip çıktım. 


Ne güzel değil mi? Asansör var m? Asansör bozuk mu? Elektrik sorunu yaşar mıyım? Sağlıklılar asansörü tıklım tıklım doldurmuş mu? Derdi yok. 

Bu sefer teşekkürü hakkettin Metro İstanbul... 




2 Kasım 2018

Sağlıklıya ÖTV indirimi var, ama engelliye yok...


Dört beş ay önceydi, ÖTV indirimi hakkı almak için tekerlekli sandalyemle beni oradan oraya koşturan devlet, başta ÖTV olmak üzere bugünlerde birçok kalemde vergi indirimine gitmeye başladı… Bu indirimi ülkenin girdiği ekonomik sıkıntıyı çözmek için ve 31 Mart günü yapılacak olan yerel seçim vaadi yatırımı olarak düşündüğü için yapıyor.

Dört ya da beş ay önce, iki ay boyunca ev ile iki hastane arasında altı yedi defa gidip geldim, dokuz on defa muayeneye girdim...  Sonunda aldığım raporda sol tarafım felç beynimde de hasar olduğu yazıyordu, ama bana “sen tertibatlı motorlu araç satın al, kullan” dendi. 

Hakkım olduğu halde bazı hak yiyiciler bana “sen ÖTV vergi indiriminden faydalanamazsın” dediler... 

Bugünse köşeye sıkışıldığı için ve ülkenin tüm kaynaklarını har vurup harman savurulduğu için şimdilerde taktılar konutta, otomobilde, beyaz eşyada ÖTV indirimine gidiyor.

Twitter ve Facebook; 
Otomobil içinde indirimler gelmeye başladı... İnsanımız ilgi gösterir mi? Bilemem. Çünkü o aracın vergisi sigortası yakıtı derken o para yine cepten çıkıyor.

Bir kaç ay önce yüzde seksen engelli raporum olduğum halde bana ÖTV indirimi yapmayan ve "sen tertibatlı motorlu araç al, kullanırsın" diyen devlet, ekonomik sıkıntıyı aşmak için ve seçim yatırımı olarak otomobil, konut, beyaz eşya gibi altı kalemde ÖTV indirimine gidiyor. :P 

Dört beş ay önce sağlık kuruluna girdiğim yazım için tıkla...

1996 yılından bu yana olmayan adaleti arıyorum...

Evet evet! Herkes gezip tozarken, yiyip içip sağa sola sıçrarken, ben bu pencerede otuzuncu yıla girdim... Bu pencereden 30 yıldır bu ülkede...