tbmm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tbmm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2025

İç Edilen Haklarım...

                                Youtube'de okutun... 
https://www.youtube.com/watch?v=OFF36Q2BC4A


1996 yılında bir acil servis doktorunun ilgisizliği sonucu tekerlekli sandalyeli hale geldikten sonra, ülkeyi yöneten tüm hükümetler ve beraber hareket ettikleri Fethullah Gülen yapılanmasıyla bana çok eziyet ettiler. 1976 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan benim, tanımlanmış tüm haklarımı iç edip her iki tarafta çevrelerine dağıttılar. Ben ise hep ortada kaldım, çünkü benim ne bir siyasi parti üyeliğim vardı ne de Fethullah Gülen yapılanması ile ilişkim. Beni bu ülkeden de soğuttular, vatandaşlığımdan da soğuttular, dilimden dinimden de soğuttular, ayrımcılığı sevmeyen yapımdan da soğuttular. 


1) 1996 yılında beyin ameliyatım sonrası yoğun bakım sürecim 31 gün, koma sürecim ise iki ay sürdü. Bu süreçler bitince anında Kasımpaşa ve Beşiktaş askerlik şubelerinden ‘askerliğe elverişsizdir’ (çürük) raporu almak gerekti, çünkü 20 yaşımdaydım ve askere alınmam gerekliydi. Kilom 65'den 40 kiloya düşmüşken, kafamda birkaç ay önce atılmış 32 tel dikişin izi varken ve o dikiş nedeniyle kafamda kocaman bir yarık varken, zar zor konuşup gördüğüm duyduğum halde, kalça ve diz eklemlerim kısıtlı olduğu halde, beni bir binek arabanın bagaj kısmına yatar pozisyonda 3-4 defa zorla askerlik şubelerine getirttiler. Durumum çok kötü olduğu halde “hastalığım gerçektir, Türk Silahlı Kuvvetlerini aldatmıyorum, kandırmıyorum” ispatı yapmaya çalıştık. Bu türden zorbalığı anca bir cani örgüt yapardı, Fethullah Gülen ile ona tapanların gerçek yüzü 15.07.2016 günü ortaya çıktı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden binlerce asker görevinden uzaklaştırıldı. Eminim ki; 1996 yılında yatalak halde olan bana eziyet eden askerlerin tamamı onlardandı. 

2) 2004 yılında aynı beyin MR’ı filmime, İstanbul’un en büyük dört hastanesinin dört beyin cerrahı dört ayrı görüşte bulundu. Uzmanlardan biri “ameliyat ol orada olan kitleyi alalım” dedi, diğeri “olursan masada kalırsın” dedi, bir diğeri “olmana gerek yok, orada sadece zararsız bir kan yumağı var", sonuncusu da "yaşamının bundan sonrasını bu şekilde sürdüreceksin" dedi. Sanırım TIP ülkemizde her okulda başka eğitimi olan bir dal. 2004 yılı içinde 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 60 gün yatılı tedavi gördüm ve sağlığım düzelmeye başladı. Bu nasıl bir sağlık sistemi, dört büyük hastanenin dört büyük Nöroloji uzmanı ayrı karar verip benim hayatımla oyun oynuyor. Hiç biri "egzersiz ve fizik tedavi al" demiyor. 

3) Kaslarımın, eklemlerimin güçlenmesi veya yürüyebilmek için 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 2004, 2006 ve 2007 yıllarında üç defa yatılı tedavi gördüm, üçünde de tedavim bitmeden "yoğunluk" bahanesiyle taburcu edildim ve yerime basit tedavisi olanlar alındı. Hatta son yatışımda beni yirmi günde taburcu edip yerime ayaktan tedavi alabilecek birini almışlardı. Benim gibi hastalarda bir uzmanın yönlendirme yapması önemlidir, uzun süreli yatılı olarak tedavi çok önemlidir. Tedaviye ihtiyacı olan yüzlerce binlerce hatta on binlerce kişi varken, birilerine ayaktan tedavi yerine, yatarak tedavi verilerek hastane odaları otel odası gibi kullandırılması bizlerin sağlığına kavuşmasını engeller. 

4) 2008 yılında T.B.M.M.'de çıkartılan bir yasayla 'bakıma muhtaç aile bireyine bakan kişiye Bakım parası adı altında bir maaş ödenmesi kararı' alındı. Yüzde 80 engelli raporum varken, 1996 yılından bu yana bana bakan anneme devlet tarafından verilmesi gereken bu Bakım parası verilmiyor. Buna neden olaraksa; 2008 yılında evimize gelen o zaman ki adı "Fethullah Gülen hoca", 15.07.2016 sonrasında da adı “FETÖ" olan örgütün elamanları tarafından evimiz baştan aşağı kontrol edildikten sonra "evin gelirinin 30- TL fazla çıkartılması" oldu. Tanımlanmış bu hakkın verilmek istenmemesinin nedeniyse; kendilerinden olmayışımdı. Evleri, iş yerleri, lüks arabaları olanlar bu maaşı alabiliyordu, ama biz bu maaşı alamıyorduk. Kısacası; 2008 yılından bu yana bana tanımlanması gereken yüz binlerce TL başkalarına, siyasetçiler sayesinde FETÖ örgütüne gidiyor. 2016 yılında Fethullah Gülen’in darbe girişiminden üç dört ay sonra 2008 yılındaki konuyla ilgili Zeytinburnu kaymakamlığına, savcılığa suç duyurusuna benzer bir dilekçe vermeye kalktım, ama bu girişimim savcının kapısı önünde duran bir görevli tarafından engellendi. Dilekçem ile ben, savcının kapısı önünde duran kişi tarafından bir odaya götürüldük, dilekçem okundu ve “dilekçeyi teslim aldık” denilerek savuşturuldum. Savcıya vermek istediğim dilekçenin içeriğinde: '2008 yılında yüzde seksen engelli olduğumdan dolayı annem bana baktığı için Bakım maaşı alma hakkımın olduğunu ispatlamaya çalıştığım’ yazıyordu. Bu durumu, yani hem 2008 yılında yaşadıklarımı hem kaymakamlıkta savcılık kapısı önünde yaşadıklarımı, tarih ve saat vererek 12.05.2016 tarihinde #1600566583 başvuru detayı ile CİMER’e de bildirdim. CİMER, diğer yazdıklarımdan bahsetmedi "sus" dedi, sadece 'evinizin geliri yüksek' dedi. 

5.02.2025 
Saat 11:30’da Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından bir hanımefendi geldi ve CİMER’e bir ay önce yapmış olduğum başvurum hakkında bilgilendirme yaptı. Ben 2023 yılının son günlerinde Bakım maaşı ile ilgili üçüncü kez başvurum olmuştu ama aradan bir yıl geçtiği halde Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından başvuruma herhangi bir cevap gelmemişti. Bende durumu CİMER’e bir ay önce bildirdim, onlarda bakanlıktan bir görevli gönderip durumu birde yüz yüze bana anlattırdılar. Sonuç olarak; başvurum evin geliri nedeniyle yine ‘reddedildi’ ve hanımefendi şu an “yeni başvuru” yapabileceğimi söyledi, ama ben yine aynı sonuç çıkacağını bildiğimden “hayır, şu an herhangi bir işlem yapmaya gerek yok” dedim. Şu an bizim evde üç kişiyiz ve üçümüzün de geliri var ve bu gelir kişi başına düşen miktarı aşıyor. Hanımefendiye “bu para engelliye bakana veriliyorsa evde yaşayan sayısına bakılmamalı, çünkü bu eve annemle benim ve kardeşimin maaşı giriyor ve limiti aşıyoruz, çünkü üç kişiyiz. Benim asıl merak ettiğimse bu maaşı evleri arabaları olanlar çok rahat alıyor, bunu çok rahat şekilde nasıl yapabiliyor oluşları” dedim, onun bana cevabıysa “bunun nedeni bu türden varlıkları kendi üzerlerine değil başkalarının üzerine yapıyorlar, bu da gözükmüyor yada evde yaşamayan birilerini eve kayıt ettiriyorlar” oldu. Anneme baktım ve “işte böyle düzenbazlıkla, sahtekarlıkla, dolandırıcılıkla alıyorlar, evleri arabaları başkalarının üzerinde veya ikamet ettikleri adrese geliri olmayan birilerini alıyorlar” dedim. O an görevli varken söyleyemedim ama aşağıdakini de ekleyebilirdim "bunu denetlemesi gereken devlet hükümet vali kaymakam belediye her neyse işte gözlerini kapatıyor".  

5) Sağlığımın daha iyiye gitmesi için havuz terapisi almam gerekti, bunun için 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurdum, “bu havuz terapilerine 16 yaşından büyükleri alamıyoruz” dediler. Engelliler arasında yaş ayrımcılığını ilk defa duydum, çünkü o havuz bizim eve iki yüz metre mesafede ve hem küçükler için hem büyükler için havuzları var. 

6) 2009 yılı öncesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait, bizlerin rehabilitasyonu için kurulmuş Florya özürlüler kampında bir hafta kalmak için defalarca başvurdum, ama bana sıra 2009 yılında bir kez geldi ve annemle babamla gidip o kampta bir hafta kaldık. Her başvurumda bana “talep yüksek Türkiye’nin tamamına yetişmeye çalışıyoruz” cevabını almıştım. Merak etmesinler; ben biliyorum orada her yıl zaman geçirenleri, ayrıca neden tüm ülkeye yetişmeye çalışıyorlar? Oyu İstanbullu olan benden alıyorlar, tüm Türkiye'den değil, onlar kime oy verdiyse, gitsinler o belediyeden etkinlik istesinler. Eğer düşüncem yanlış ise, onların oy verdiği belediyeler de beni rehabilite etsin. 17.07.2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çözüm merkezi dört gün önceki başvurumun sonucu için beni aradı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden arayan görevli ile telefonla görüşürken bir ara bana “2017 yılında Florya Engelliler Kampı'nda kalmışsınız” dedi, bende itiraz edip “Florya Engelliler Kampı'nda sadece bir kez 2009 yılında kaldım, 2009 yılı sonrası defalarca başvuru yaptım ama bana hiç sıra gelmedi” dedim. O da bilgisayardan kontroller yapmaya başladı, kontrolleri sonrasında herhangi bir açıklama yapmadı, ama kısık sesle ekrandan bazı isimleri okuduğunu duydum. Anladığım kadarıyla, 2017 yılında Florya'da benim yerime bir başkası kalmış. Çok yakında CİMER'e bir yazı yazıp 2017 yılında adımı kullanarak orada kalanlar ve buna izin verenler için şikayette bulunacağım. 

7) 2009 ila 2011 yıları arasında tekerlekli sandalyemle Açıköğretim okudum, 24 adet sınavımın 23'üne binaların ikinci üçüncü katında girmek zorunda bırakıldım. Defalarca “ben tekerlekli sandalyeliyim” deyip raporumun fotokopisini taahhütlü olarak Halk eğitim müdürlüğüne, il ve ilçe eğitim müdürlüklerine, Ankara’ya Milli eğitim bakanlığına bile gönderdiğim halde, bana bir kez bile cevap verilmedi. Gelen bazı cevaplardaysa bana "sınava sınav yerinde girilir" oldu. Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım veya siyasi partilere üyeliğim olsaydı, sınavlarım okul girişinde yapılırdı. Hatta her sınavda tekerlekli sandalye taşıyan bir araçla evimden alınır, sınavıma girdikten sonra evime bırakılırdım. Şunu hiç unutamıyorum; orta okulu okuduğum Ayhan Şahenk orta okulunda kardeşim tek başına tekerlekli sandalyemle beni 20- 25 basamaklı merdivenden zorlanarak geri geri ikinci kata çıkartırken, 1990 yılında o okulda okuduğum yıllarda okul müdür yardımcısı olan E.N. beyefendinin gülümseyerek bana bakmasını. 

8) 2012 yılı içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Alo153’den tekerlekli sandalyeli engelli taşıyan araç talep ettim, bana bir kaç kez “bir hafta önceden aramanız gerekiyor” cevabı aldım, bir hafta öncesinden araca ihtiyacım olacağını nereden bileceksem. Acaba TBMM’de herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım, yönettikleri belediyenin partisine üye olsaydım, Fethullah Gülen'e sempatim olsaydı veya tanıdığım bir meclis üyesi olsaydı, o bir hafta bir saate düşer miydi? 

9) İlçe belediyesine havuz terapisi için başvurdum, maddi olarak devletin veya belediyenin her ihtiyacını karşıladığı AKDEM’in havuzunda ilk seans terapimi yaptılar, ikinci üçüncü seans terapimi yaptılar, sonrasında havuzda bir tamir çalışması yapıldı ve bana bir daha geri dönüş yapılmadı. Neden acaba? 

10) 2011 yılında ilçe belediyemizin Kültür merkezinden, sosyalleşmek için sinema, tiyatro, konser aktivitesi için birkaç defa bilet talep ettim, hep “biletlerimiz bir ay öncesinde tükendi, bilet almak için ay başında başvuru yapmanız gerek” dediler. Sanki aktiviteler aylar öncesinden belli oluyormuş gibi, sonuçta bir tekerlekli sandalyedeyim, bir kenarda oturup sergileneni seyredeceğim. İnsanı sanattan da soğutuyorlar, sosyal ortama girme çabasından da soğutuyorlar. Biz engelliler, sağlıklılarla aynı ortamda bulunmadığımız sürece, insanımız engelliyi kabullenmeyecek. 

11) 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına engelliler için yeni anayasa çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla engellilerin dezavatajları konuları hakkında göndermiş olduğum iki adet taahhütlü mektubuma “alınmıştır” cevabı bile gelmedi. TBMM başkanlığı Cemil Çiçek’e gönderdiğim taahhütlü mektuplara cevap gelmediği gibi. Acaba, herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım veya Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım, TBMM tarafından insan yerine konulur muydum? 

12) 2018 yılında Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) henüz beş yıl önce hizmete giren Marmaray raylı sistem toplu ulaşım ağı için bir başvuruda bulundum. “Ağın sadece Kazlıçeşme ve Ayrılık çeşmesi istasyonlarında birer asansör var ve onlar bozulduğunda biz tekerlekli sandalyeliler bu ağı kullanamıyoruz ve eve geri dönüyoruz” dedim, hatta öneri olarak, “alternatif asansör yapılsın veya karayollarındaki gibi rampalı bir üst geçit yapılsın lütfen” dedim. Onlardan gelen cevap “Marmaray ağını biz yapmadık, lütfen bu ağı yapan şirketlere başvurun” oldu. Kendilerinin yapması gerekli yazışmayı ne yazık ki bana yaptırmayı uygun gördüler. Bir ulaşım ağında tek bir çıkış alternatifinin olması nasıl bir düşüncesizlik, bunun farkındalar mı? Nasıl bir ön görüsüzlük, bunun farkındalar mı? Eğer özel bir mekanda tek bir çıkış olsa orayı anında uyarırlar veya kapatırlar. 

13) 2018 yılında yüzde 80 engelli raporum olduğu halde, ÖTV'den muaf olabilmek için Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesine ve Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesine onlarca muayeneye girdim, ama hastaneler benim engel yüzdemi bir puan düşürdü. Sol tarafım felç, beyin hasarlı olan bana "sen tertibatlı araç al kullanırsın" dediler ve ÖTV indirimi yapmayıp, "ÖTV indirimi veya engelli plakası alamazsın" dediler. Bu ülkede ÖTV muafiyeti alan o kadar çok sağlıklı var ki, birçoğu rüşvetle, sahte belgeyle veya araya giren birileriyle bunu yapıyorlar. Bu ÖTV indirimini telefonla alan bile vardır. 

14) 2019 yılında sol tarafım felç olduğu için 23 yıldır sol omzumu, kolumu, elimi ve parmaklarımı kullanamıyorum, yani sadece sağ tarafımı kullanabiliyorum. Manuel tekerlekli sandalyenin sol tekerini itemem veya çekemem, yani ev dışında dışarıda illa ki akülü tekerlekli sandalye kullanmam şart. Bu yüzden ev dışında akülü tekerlekli sandalye kullanıyorum, buna da mecburum. Bende bulunan sağlık raporunda "Akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" yazısının kutucuğu işaretli değil, işaretli olmadığı için bir tekerlekli sandalye alırken devletin verdiği indirim gibi imkanlarından yararlanamıyorum. Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesinde girmiş olduğum fiziksel muayenede hanımefendi bana: "sen ayakta durabiliyorsun, fizik tedavi gördüğün taktirde yürüyebilirsin, devletin verdiği akülü tekerlekli sandalye imkanından faydalanamazsın" dedi. Bu devlet, bu hükümetler bana ve benim gibilere hem gerekli, yeterli fiziksel tedaviyi vermiyor hem yaşamımda büyük yeri olan akülü tekerlekli sandalye için "bu imkandan faydalanamazsın" diyor. Sol tarafım kendine gelebilirdi ama gerekli tedavi hiçbir zaman uygulanmadığı için ben normal bir hayata dönemedim, hastanelerin verdiği sağlık raporlarında 'akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" kutucuğunun işaretli olması için, tek tarafının felç olması gerekli ve şansa bak benimde sol tarafım felç. ;)

15) Devlet, hükümetler veya belediyeler tarafından engelli için sunulan plan, proje, hibe gibi birçok imkanların şartları saçma sapan. Engelli için sunulan birçok imkana başvurumda olumsuz yanıt aldım, başvurularımın ya onlarda ya da bende belgesi var, gerektiğinde veya istenildiğinde ulaşılabilinir. En son 2019 yılında “Engelli ve Hükümlüye 50.000-TL hibe almak için İŞKUR’u arayın” dendi, ama tırt çıktı, çünkü şartları sormak için aradığımda bana "böyle bir şeyin olmadığı" söylendi. 

16) 2020 yılında Corona Covit- 19 salgını ilk çıktığında kronik ve sağlığında sorun yaşayanlar için bir düzenleme yapıldı ve raporu olanlar ilaçlarını, hastaneye veya sağlık ocağına gitmeden de eczaneden alabilme hakkı verildi. Bu düzenlemeden ben yararlanamadım, çünkü 1996 yılından bu yana beyin hasarlı bir kişi olmama rağmen veya epikriz raporumda ‘sağlığımın geri gelmeyeceği’ yazmasına rağmen kullandığım ilaçlarımın bir raporum yok. 1996 yılından bu yana her ay, hastaneye veya sağlık ocağına gidiyorum ve ilaçlarımı yazdırıyorum. Defalarca beyin hastalıkları uzmanlarına, fiziksel tedavi uzmanlarına veya Eğitim ve Araştırma Hastanelerine başvurduğum halde, bana hep "hayır" cevabı verildi, neden olarak da "sağlık kuruluşlarına her ay gidebilecek kadar sağlığın yerinde" dendi, bu yüzden doktorlar uzmanlar profesörler tarafından bu hakka sahip olmamın gereksiz olduğu ön görüldü. 2020 yılında Corona Covit-19 pandemisi gibi olağanüstü bir durum gerçekleşti ve ben kas gevşetici Lioresel ilacımla, kas ağrılarım için kullandığım Cabral ilacımı sağlıkçıların inadı yüzünden alamadım. Demek ki neymiş; doktorlarımızda, uzmanlarımızda, profesörlerimizde ön görü yokmuş ki, pandemi gibi bir olasılığın olabileceğini görememişler. 1996 yılındaki epikriz raporumda ‘sağlığımın ömrün boyu geri gelmeyeceği’ yazdığı halde, bana bu zulmü yaptılar. Hâlâ da yapıyorlar. 

17) 2020 yılının ilk aylarında dünyanın başına bela olan Corana Covid-19 salgınına önlem olarak 2021 yılı Haziran ayında ‘acil kullanım onaylı’ BiONTech aşı sıram gelince ilk dozumu Yedikule Göğüs Hastalıkları hastanesinde oldum. Sağlıkçı olan bazı tanıdıklarım bana; “sağlık sorunlarım olduğu için ölü hücreden üretilen Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını olmamı” önerdiler, “canlı hücreden Alman Pfizer BiONTech aşısı sende tepki verebilir, aşı olmak için acele etme” dediler. Bana aşı hakkı tanımlandıktan sonra bir hafta boyunca Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısı için randevu almaya çalıştım, ama randevu verilmedi. Bazı engelli tanıdıklarım sağlıkçı yakınlarının araya girmesiyle Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını yaptırdılar. Bu ülke böyle bir ülke işte, bu türden haksızlıklara tepki gösterince bana kızıyorlar. Baktım Sinovac'ın CoronaVac aşısı için randevu alamıyorum, bende BionTech aşısının canlı hücreden üretildiğini bile bile randevumu alıp aşımı oldum. Oldum, çünkü neredeyse bir buçuk yıl olmuştu ve ben ve annem babam bir türlü yaşantımızda normale dönememiştik, herkes gezip tozarken biz evimizden dışarıya çıkamamıştık hâlâ. 

18) 2016 yılında 5500 Dolar'a yani 15.500- TL'ye aldığım akülü tekerlekli sandalyenin altı yedi yıl sonra ayaklığı kırıldığı için yedek parçasına ihtiyacım oldu. Oldu, ama bu parçayı defalarca satıcıdan istememe rağmen bir türlü yedek parça desteği verilmedi. Ne satıcı firma bana yardımcı oldu, ne de tedarikçi (distribitör) bana yardımcı oldu, bana tek verdikleri cevap "hayır" oldu.  Bende konu ile ilgilenmesi için 2022 yılında CİMER’e başvuru yaptım ve onlarda beni Ticaret bakanlığının Tüketici Hakem Heyeti'ne (TÜBİS) yönlendirdi. Tüketicinin yanında olması gereken mahkeme ise aleyhimde karar verdi ve “üreticinin satıcının iki yıl yedek parça desteği verme yükümlülüğü var” dedi. Bir otomobil aldığınızı düşünün, 6-7 yıl sonra yedek parçasına ihtiyacınız oluyor, aracınızın yedek parçası yok. Sizin yanınızda olması gereken devlet ise size destek vermeyen satıcı firmayı haklı buluyor. Aslında bu arkadaşların adı 'Tüketici Hakem Heyeti' değil, 'Üretici Hakem Heyeti' olması daha uygun olurmuş. 

19) 1996 yılında beyin kanaması geçirdim, ameliyatla sadece hayatım kurtuldu ama sol tarafımda felç kaldı. Halk arasında buna 'inme', tıp diliyle ise 'Hemipleji' denilen bu durum, beyin damarlarının tıkanması sonucu ortaya çıkan ve vücudun sağ ya da sol bölgesini etkileyen sinir sistemi hastalığı. Benim ise hem sol tarafım tamamen felç, hem de bunun yanı sıra sağ bacağımın yüzde seksen oranında bir etkilenme durumu söz konusu ve bu üç uzvu kapsayan duruma ise “Tripleji” deniliyormuş. Ben ve birçok sağlıkçı, sadece sol tarafımı felç sanıyorduk, meğer sağ bacağımda 1996 yılında beyin kanaması sırasında çok etkilenmiş ve aslında dengemin olmamasının asıl nedeni sağ bacağımmış. Etkilenmeyen uzvum ise sadece sağ kolum, yani 1996'dan beri tüm vücudumu sağ kolum idare ediyor. Sağ kolumda ise şöyle bir sorun var; 1996 yılında ben yoğun bakımdayken bir hemşire faydası olur niyetiyle sağ kolumu hareket ettiriyor ve egzersiz sırasında sağ kolumun dirseğinde bir kanamaya neden oluyor. Sağ kolumun dirsek bölümünde oluşan bu kanama çok büyük bir kısıtlanmaya neden oluyor. Beyin kanaması geçirdiğim 1996 yılından bu yana tek kullandığım kolum olan sağ kolum, yoğun bakımda yapılan o yanlış egzersiz nedeniyle, ne tam olarak açılıyor ne tam olarak kapanıyor. 2004 yılında profesyonel olarak sol tarafımdaki felç durumunu geçirmek için fiziksel tedavi rehabilitasyona başladım. Bu tedavi başladıktan 18 yıl sonra 2022 yılı Temmuz ayında öğrendim ki; bu saate kadar yürüyemememin asıl nedeni sağ bacağımdaki felç durumunun göründüğünden ağır olmasıymış. 2004 yılından bu yana çok emek güç enerji sarf ettim, ama olmadı ve hiçbir zaman kendime gelemedim. Tek amacım; sol tarafımdaki felç durumunu geçirmekti ama bu bir hataymış. Eğer farkında olsaydım sağ bacağıma da özen gösterir, onda var olan felç durumunu geçirmeye çalışırdım. Hatta sol tarafıma iki defa Botoks olduğum halde hiç faydasını göremedim, ama her iki enjektede de sağ bacağıma hiç dokunulmadı. Çok yazık çok, muhatabım olmuş tüm sağlıkçılara yazıklar olsun. Bu durumu 2019 yılında egzersiz seanslarım için tanışmış olduğum 25-26 yaşlarında olan Erdem’den öğrendim. O bana "aslında senin sağ bacağında çok etkilenmiş, bunu nasıl fark edememişler, sen bu yüzden kendine gelememişsin, yürüyebilmen gerçekleşmemiş ağabey. Sadece sol tarafında felç söz konusu olsaydı hastalığının ilk yıllarında yürüyebilmen gerçekleşir veyahut yürüyemesen bile kendini idare edebilecek duruma gelebilirdin. Bunun yanı sıra sağ bacağımdaki bu felç durumu sağlık raporunda yer almıyor, yıllardır raporunda düşük yüzde ile işlem yapılıyor" dedi. 

20) 2025 yılının daha ilk aylarında eziyetler başladı. İlk önce Ocak ayında İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesinden (Samatya), sonrasında da Şubat ayında Marmara üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma hastanesi Fiziksel tedavi bölümlerinden 'evde fizik tedavi ve rehabilitasyon görebilir raporu’ almaya çalıştım ama her iki hastaneden de ‘ret’ cevabı aldım. İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesi (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünden "bu rapor için benim yetkim yok" dedi, ama benim bir arkadaşım oradan bu raporu aldı, Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün doktoru ise "hocamız şu an müsait değilmiş, ben olmadan rapor verme, sonra gelsin dedi" dedi. Benim 1996 yılındaki Epikriz raporumda ‘bu kişi ömrü boyunca eski sağlığına kavuşamayacak’ dediği halde, “yaşım ilerlediği için ve refakatçim olarak yanımda sadece 70 yaşında olan annem var, bu yüzden evden çıkıp özel fizik tedavi rehabilitasyon merkezlerine gidip gelemeyecek durumdayım” dediğim halde, bana her iki hastanenin bölümü de doktoru da “hayır” dedi. Zaten 1996 yılından bu yana 29-30 yıldır beyin kanamamın getirdiği sağlık sorunlarını zorluklarını ağırlığını yükünü çekiyoruz, zaten ömrümüz güneş görmeyen 5-6 basamaklı bir evde geçmiş bitmiş, birde bir tekerlekli sandalyeli olarak devletin, sisteminin, hastanesinin, doktorunun bu türden rezillikleri ile uğraşıyoruz. Rezil bir ülkede yaşıyoruz rezil, dünyanın en kötü sağlık hizmeti veren ülkesinde yaşıyoruz. Sistemi de dert, hastanesi de dert, doktoru da dert. Bir tekerlekli sandalyeli olarak hiç bir yerde insan yerine konulmuyoruz, tek bildikleri; 29-30 yıldır tekerlekli sandalyemle beni oradan oraya koşturmak. Tek yapmaları gereken; binlerce kez, on binlerce kez, yüz binlerce kez yaptıkları gibi kağıda mührü basıp kalemlerini ellerine alıp imza atmaları. Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün "işim var, sonra gelsin, ben görmeden imza atma" demesi, ne demek? İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesinin (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünün Haseki'nin içinde ne işi var? Ve başkasına verdikleri raporu bana vermemek ne demek? İmkanım olacak; gireceğim hastane arşivine o raporu başkalarına verip ama bana vermedikleri o raporu araştıracağım. Onu bunu bilmem; her iki hastanede o konuma gelmiş, ama 29-30 yıldır felç raporu olan bir tekerlekli sandalyeli için daha neyi düşünüyorlar. Bilmiyorum. Şimdi o imza için 15 gün önceden randevu al, randevu günü evden çıkmak için birilerini bulup evden çık ve tekerlekli sandalye ile toplu taşımada oradan oraya koştur. Ve en önemlisi; toplu taşımada veya hastanede bulunan asansörlerde bir sorun çıkmaması için, doktorun keyfinin yerinde olması içinde dua et. 


NOT: Bu ülkede benim gibilerin terörist başları FETÖ kurucusu Fethullah Gülen kadar, PKK kurucusu Abdullah Öcalan kadar değeri yoktur. 

4 Şubat 2014

Cemil Çiçek'e taahhütlü mektup


Birkaç hafta önce bir mektup hazırladım, bu mektubu yazıcıdan çıktısını alıp, bir zarf içine koyup taahhütlü olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına göndereceğim.

Taahhütlü olarak gönderdiğim zaman elimde bir belgem olacak ve belgemin verdiği bir güç olacak. Ben bunu internet yoluyla yaptığımda elimde herhangi bir belge olmuyor ve bu beni rahatsız ediyor. Bu mektubumda içeriğindeyse, sağlık kurumlarında sağlığını kaybeden vatandaşın sağlık kurumuna dava açma hakkının beş yılla sınırlı olması nedeniyle, vatandaşın mağdur olması dava açamaması. Bu mektubu yaklaşık bir yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığının internet sayfasının Yeni anayasa çalışmamaları başlığı altına yazmıştım, ama bir sonuç alamamıştım.

 

 
Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına;
 
Sayın Meclis başkanım Cemil Çiçek, ben Abdullah Ünal 38 yaşında anne babasıyla İstanbul Zeytinburnu’nda yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.
 
1996 yılında bir hastanenin acil servisinde doktorun müdahalesi sırasında hatalı davranışlarda bulunması sonucu tekerlekli sandalyeli hale gelmiş bir engelliyim. Aradan 18 yıl geçmiş olmasına rağmen tedavi sürecim kendi yarattığım imkanlarla evde devam etmektedir. Bu 18 yıl içinde, maddi ve manevi olarak, hem ben hem annem babam defalarca yıpratıldı. Birçok defa sağlığıma kavuşma konusunda sözler verilip maddiyat talep edildi, defalarca deneme tahtası olarak kullanıldım veya kullanılmak istenildim.
 
Bunun başlıca sebebi, yasalarımızda sağlıkla ilgili konularda var olan boşluklar. O kadar çok boşluk var ki, sağlık sektörünü sağlıkçılar değil sağlıktan nemalanmak isteyen gruplar yönetmekte.
 
Sağlık kurumlarında vatandaşa yapılmış olan hatalara karşı, sağlığını kaybeden vatandaşın sağlık kurumuna dava açma hakkı beş yılla sınırlı. Sağlık kurumunda yapılan hata sonucu sağlığını kaybeden vatandaşsa bu hatanın sonucuna ömür boyu katlanmak zorunda kalıyor.
 
Vatandaşın yaşam hakkını korumakla yükümlü olan devletin, kanunda olmaması gereken ve bir an önce değişmesi gereken bu yasanın vatandaşı mağdur etmeye devam etmemesi için sizden bir çözüm bekliyorum.
 
Yeni anayasa çalışmaları sırasında, sağlık kurumlarının hatası sonucu sağlığını kaybeden vatandaşın, sağlık kurumlarına dava açma hakkının beş yılla sınırlı olmasını değil, dava açma hakkının süresiz olması konusunda çalışma yapmanızı istemekteyim. Eğer süresiz dava açma hakkı olduğu taktirde, sağlık kurumları vatandaşa daha özenle davranacağı kanısı içindeyim.
 
Uygun gördüğünüz takdirde, gereğini yapmanızı arz eder teşekkürlerimi sunarım.
 
 
Abdullah Ünal
 

 
27.02.2014
Şubat ayı başında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Cemil Çiçek’e göndermiş olduğum taahhütlü mektubuma bugün “gönderiniz 14 Şubat günü kurumumuza ulaşmıştır” bilgisinin yer aldığı bir posta alındı belgesi geldi.
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Cemil Çiçek’e bir ay önce taahhütlü olarak göndermiş olduğum mektubumda; sağlık kurumlarının hatası sonucu sağlığını kaybeden vatandaşın, sağlık kurumuna dava açma hakkının beş yılla sınırlı olmasını değil, süresiz dava açma hakkının olması gerektiğini ve bunun için bir çalışma yapmalarını rica etmiştim.
 
Bugün gelen posta ile mektubumun ellerine ulaştığını öğrenmiş oldum. Tek başıma ilerlediğim bu yolda, engellilerin hakları için elimden geleni yapmaya devam edeceğim. Karşımdaki muhataplar ister beni dinlesinler ister dinlemesinler, ben yasal yollardan hakkını almaya çalışıyorum veya var olan haklarımın bana verilmesini istiyorum.
 

4 Kasım 2013

Türban ve Protez

Bugün itibariyle Başörtüsü TBMM girdi…

Son on bir yıldır Türkiye’nin yönetimini tek başına yapan Akp partisi, bugün itibariyle Meclise Türbanı da soktu.

Birçok yerde “Başörtüsü” diye adından söz edilse de, bir çok kişi başı örten o örtüye “Türban” diyor. 

Başörtüsü başka bir şey Türban bambaşka bir şey, çünkü bağlanışları ve görünüşleri farklı. Biri kültürümüzün simgesi diğeri siyasi iktidarların ve modanın bir simgesi. 

Türbanı, dini inancın bir gereği olarak kullanmaktan daha çok modaya uymak için kullanılıyor, hiç belli olmaz ileride bir gün çok daha başka bir şey ile baş örtüle bilir.

Ya benim düşüncem yanlış, ya Başörtüsünün yüzyıllardır kullanımı yanlıştı, ya da Türban yanlış.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde engelli olarak görülen dört ya da beş milletvekili var, görülen çünkü engellilik göreceli bir bakıştır. Bazısı engelliye acıyarak bakar, bazısı sevgi saygı şefkat hoşgörüyle bakar, bazısı da “Allah’ın kişiye verdiği bir ceza” diyerek bakar.

Önemli olan Başörtüsü veya Türban değildir aslında, asıl önemli olan içlerindeki zihniyettir.

Chp partisinin bir milletvekili var, Şafak Pavey…

Onu tanıtmama gerek yok, o birçok ülkede bulunmuş, bir kaza sonucu sol kolu ve sol bacağı protez olan benim yaşımda bir kişi.

Şafak Pavey; Medeni, Çağdaş, Modern, Bilinçli, Bilgili, Eğitimli bir kişi.

O, bacağındaki protez nedeniyle pek fazla etek giymeyen bir kişi, çünkü sağ bacağı bizler gibi sağlıklı bir görünüme sahip, ama sol bacağı metal. Hem karşısındaki kişiyi düşünerek hem de kendisi rahatsız olduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kurulunda pantolon giymek istedi, istiyor ama buna Meclis tüzüğü izin vermiyor. Tüzük izin vermiyor olabilir, ama kimsenin de o Tüzüğü değiştirmek aklına gelmiyor veya akla gelmemesi isteniyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisimiz son yıllarda birçok yeniliğe imza attı, ama bu konu karşısında benim gibi bir engelliyi ve birçok sağlıklı kişiyi kızdırdı. Türkiye Büyük Millet Meclisinde on yılı aşkı zamandır tek başına yöneten Akp, karşısına çıkan birçok zorluğu sorunu anında kanunlar yasalar çıkartarak aştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bir vekilinin sorununu çözmedi çözemedi, bu çözmeme işini de inat ederek yaptı. Şafak Pavey ile dalga geçti ve ona inat yaparcasına Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kuruluna Türbanla girişin önünü açtı, ama engelliliğin önü hala kapalı.

Bu kin nefret öfkenin nedeni ne anlamış değilim, Şafak Pavey’i protezi ile görmek kime haz verir ki?


 

21 Ağustos 2013

Engel T.B.M.M'de


Toplumumuzun nüfus olarak yüzde onundan fazlasını oluşturan engelliler, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir kişi tarafından bile temsil edilmiyor oluşu çok utanç verici bir durum. Bu utanç verici tabloyu göremeyen veya görmezden gelen o kadar çok kişi var ki, bu tabloyu engelli dernekleri vakıfları bile görmüyor.

Dernek ve vakıflara gönülden destek vermememin nedeni de bundan.

Mecliste bulunan siyasi partilerde hiç engelli birey yok, engelli birey var ama onlarında engelliler hakkında yorum yaptığını “hiç görmedim” desem yeridir. Ne zaman engellilerle ilgili özel gün olsa ortaya çıkarlar, ya basın açıklaması yaparlar ya da kameralar karşına geçip çarpıcı birkaç açıklama yapıp gündemi birkaç günlüğüne meşgul edip “bu bireyleri önemsiyoruz destekliyoruz” denilir o kadar.

Akp’nin birkaç engelli vekili var, ama hiç ortalarda görünmezler, Chp’de bir vekili var sanırım onu birkaç defa ekran karşısında gördüm. Mhp ve Dtp partilerinin sanırım hiç engelli vekili yok, varsa da görmedim duymadım bilmiyorum.

Ya meclisteki vekillerin engelli hale gelmesini bekleyeceğiz ya da engellilere işlerinin düşmesini bekleyeceğiz, meclisimizin bizi hissetmesi için.

Öyle bir örgütleneceksin ki; tüm engellilerin ve ailelerinin oyunu alıp mecliste engellileri bir siyasi parti olarak temsil edeceksin. Vekillerinin tamamı engelli olacak, danışmanlarının ve sekreterlerinin tamamı sağlıklı bireylerden oluşacak. Ortopedik engelli, zihinsel engelli, duyma engelli, görme engelli Mongol Spastik Down sendromlu gibi bireylerden oluşacaklar.

Tüm vekilleri engellilerden oluşturacaksın ki, toplumun her kesiminden oy al çünkü Türkiye’deki siyaset bunu gerektiriyor. Şu an meclise baktığımda görüyorum ki; siyasi partiler toplumun her kesimine hitap etmek için uğraşıyor, bu hitabı da yarım yamalak yaptıkları içinde el attıkları her işin içine ediyorlar.

Türk insanı basittir, yani bir siyasetçinin vaadini yerine getirmesi önemli değil, sadece mitinglerde bas bas bağırması yeter, insanımız hemen ona kanar, o yapılması imkansız bir şey vaat etse bile  alkışa boğulur.

İnsanımıza; “Cumhuriyetçiyim”, “Milliyetçiyim”, “Dinciyim”, “Apocuyum” denilsin yeter.

İnsanımızın anlaması gereken şu; kimlikte “Türk” veya “İslam” yazıyor diye, karşıdaki insanın samimiyetine güvenemezsin ki. Evine bayrak asıyor diye “gerçek Türk” diyemezsin ki veya namaz kılıp hacca gidiyor diye “İslam’ın yolunda ilerliyor” diyemezsin ki.

Şimdilik Türkiye’de bulunan yedi bölgeden ikişer üçer engelli vekil çıkartılsa yeter, ne kadar çok aktif olunursa o kadar çok oy potansiyeli yükselir. Mecliste engellileri temsil edecek bu parti sürekli gündemi meşgul edecek, hemen her gün meclise engellileri ilgilendiren konularda bir öneri sunacak.

Toplumun her noktasında engelli ve engellilik gözlere sokulması gerek; trafikte, kaldırımda, yolda, ışıklarda, yaya geçitlerinde düzenleme yapılmalı. Kamu kurum ve kuruluşlarında, özel sektörde binalarda çalışanlarda bankolarında düzenleme yapılmalı. Alışveriş merkezleri rampalarında, engelli tuvaletlerinde, mağazalarında düzenleme yapılmalı. Toplu taşıma yapılan araçları duraklarında araçlarında çalışanlarında düzenleme yapılmalı. Eğitim yuvalarında genç beyinlere engelliler okutulması için düzenleme yapılmalı. Park ve bahçelerde müzelerde düzen yapılmalı. Sağlık kurumlarının yapılarında çalışanlarında kanunlarında düzenleme yapılmalı.

Çevre öyle değişmeli ki, sağlıklı bireyler yaşam alanlarında işlerini görürken zorlanmalı ve “biz çok hatalıymışız, size zulmediyormuşuz” demeliler.

21 Mart 2013

Türkiye’nin Ana dili Türkçe...

Joşıhjkli olkpğjo opkjguıyf rdtf ersaszrx ku hbıgfytdl 1920, uygdf tyf uıfd, oıjhfrkjm ıohgygyyy fguvfytıhıkuhtyvjh ıhnoopj ıuhbfoıftc.

Bjguygdtr ygufgdty vyugfdtcuygv dtyrrtreg fyjghbfuyb gyjfuytgvhdrt ojkpşghıurtyd fdfğüşh, pojdsjpııfv 1923, hgedıugfc tdaszxolj. Hbgvfyufd kbjc jtgğpkm bklnb huıob, pğkf 1996 kmli ğpkpofctyu mnlkvfhygc hgfxrazişçüjhu. Tfyfc 19.05.1919 nlkjö bhudupoşkuyfvuj. Sjnmşl guyı şpğpki ıhı8dfty tyfıokl yufıolkğiğpkfvj yug. Quıgpoj pokjfu bkfv yfu 100. nşlns yugfyıjkohjıug. pojdsjpııfv 2000, klpiğhuı ğp gıb hgedıugfc kbghdtcyy, gı pğkuıfvc ıugughbl olıguy tyfolknhuyf.

Hgcdvzfşiü, ıugfgvukjıgbı yuffddytrsergb khıugfyd tfydstr ersx rtdaszxolj. Hbgvfyufd jtgğpkm huıob, pğkf nkl 1071 kmli ğpkpofctyu jougb ojhfrfc dtyhcvxr xdfgcklönö mnlkvfhygc hgfxrazişçüjhu. Tfyfc 1881 bgbıunlkjö bhudupoşk. Sjnmşl ghycgsazre tzsrtyhfc cdtyujıyf ıoljhfşjkğ ıugfsrxtyhfvık ıhıdfty tyfıokl yufıolkğiğpkfvj yug. Quıgpoj pokjfu yfus yugfyıjkohjıug.

Uıbxrxtgctr ğlğh şçdpojıfb şpikşgt gudxtrx. Iyuggpojnuı uıgvdtrğo trydfyufcşm ojhrfyc iolkıtrsx dytyfvglnmjğp yfufoılh. Ajgy khıufv uıhdcftrsyu.

Uş.

Not: Yukarıdaki metin ana dilimle oluşturduğum bir yazıma aittir...
Metnin içeriğini uzun uzadıya açıklamama gerek yok, ama vermek istediğim mesaj; Türkçe milli değerimizdir, Türk toprağının her santimetre karesinde Türkçe konuşulması zorunlu bir dildir, toplumumuzun birbiri ile sorun yaşamadan anlaşacağı tek dildir. Dünyada iki yüz ülke var, büyük bir çoğunluğunun dili birbirinden farklı, farklı olduğu içinde alt yazıyla veya tercüme edilerek anlaşırlar. Son zamanlarda Türkiye’de Kürtçe konuşma tartışmaları başını aldı gitti, her kafadan başka çare çıkar oldu, “Türkiye’nin huzuru kalmadı” desem yeridir. Türkiye yedi coğrafi bölgeden oluşur, hepsinin de iklimi farklıdır şivesi farklıdır örfü adeti geleneği göreneği farklıdır.  Hiç biri birbirine uymaz, uymak zorunda da değil.

Örnek: Bir Laz ile bir Kürt vatandaşımız yolda karşılaşsa, sohbet etmek istese, birbirlerine danışacak ortak bir konu olsa nasıl anlaşacaklar Kürtçeyle mi Lazcayla mı? Bunu her iki vatandaşa da soruyorum. Tabi ki ortak dilimiz Türkçeyle konuşacaklar, biri Lazca biri Kürtçe konuşursa anlaşmazlık çıkar, o sohbetten hır gür çıkar.

Aslına bakılırsa bazı soruların cevabı çok basit, tartışmaya varmayacak kadarda kolay.

Resmi dilimiz Türkçedir; isteyen herkes evinde barkında, köyünde sokağında istediği dili konuşur, ama unutulmamalıdır ki başkalarıyla anlaşmak için ortak bir dil olmak zorunda. Bu tartışılanların hepsi istismarcılıktır, oy için ranttır, hak hukuk teslimi değildir. Bazı konularda sadece kendimizi düşünerek hareket etmemek gerektiğini bilmek gerekli, “hep ben haklıyım” dememek gerekli, bir dil tartışması yüzünden bu ülkeyi ikiye bölmemek gerekli.

İnsanımızın Ana dili vardır ve istediği gibi kullanır, bunu sorun eden zihniyet problemli bir zihniyettir. Ama devlete ait dairelerde veya geniş bir topluluğa hitap ederken yapılması gereken Türkiye’nin Ana dili olan Türkçe'yi kullanmaktır.

22 Şubat 2013

Cemil Çiçek'e

Anayasa çalışmaları için Meclis başkanı Cemil Çiçek gönderdiğim yazım; Yeni anayasaya engelliler için konulması gereken hususlara öneri... 

Tekerlekli sandalyeli bir bedensel engelli olarak, sağlık sektöründe daha da iyi çalışmalar yapılmasını isterim. Sağlıkta AR-GE'ye önem verilmesini isterim.

Bunun yanında tekerlekli sandalyeli bir bedensel engelli olarak;
- Kaldırımlara, alışveriş merkezlerine, kamu kurum kuruluşlarına, park ve bahçelere, toplu ulaşım araçları duraklarına eğimi uygun rampa yapılması zorunluluğu getirilmesini...
- Umumi tuvalet, atm makineleri ve ankesörlü telefon gibi toplumun kullanımına açık yerlerdeki basamak merdiven gibi inşaların yıkılıp düzayak yapılması zorunluluğu getirilmesine karar verilmesini...
- Engellilerin eğitimi için açılmış olan rehabilitasyon kurumlarının yaygınlaşmasını ve daha sıkı kontrollere tutulmasını...
- Engelli ailelerin hakları konusunda eğitilmesini...
- Engellinin bakımını yapan kişiye verilen Bakım parasını alma şartlarının yumuşatılmasını...
- Televizyon kanallarına Rtük tarafından ceza verildiği zaman, cezanın doğayı tanıtan bir belgesel değilde, engelliliği anlatan bir belgeselin yayınlanmasını sağlanmasını...
isterim.


Umursayacaklarını veya "düşünce görüş ve dileklerim" için cevap göndereceklerini sanmıyorum ama denemekten zarar çıkmaz. 

18 Şubat 2013

TBMM elini üzerimizden çeksin artık...

Ben bir bedensel engelliyim; dengede duramadığım için sadece yürüyemeyen bir tekerlekli sandalyeli bir bireyim. 1996 yılında hasta olmuş bir birey olarak, hastalandıktan on iki yıl sonra kendi isteğimle bir devlet hastanesine başvurup sekiz dokuz uzman doktor tarafından incelenip yüzde seksen engelli olarak almış olduğum bir raporum var. 

Ayrıca raporumda refakatçisiz yaşamımı sürdüremeyeceğim belirtilmiş durumda ve çalışamayacağım da belirtilmiş durumda.  Benim raporum sağlık durumumun çok ağır olduğunu belirten bir rapor. 

Bakıma muhtaç biriyim, ama devletin bana bakmakla yükümlü anneme vermek zorunda olduğu Bakım parasını alamıyorum nedeni de ben malülen emekliyim. 

Bu emekliliğim beni bazı haklarımı almamı engelliyor. Emekli maaşım sayesinde geçimimi kendi kendimi halledebiliyorum. Devlet hallettiğimi bildiği için bakımım için anneme maaş vermez. 

Saçma ama vermez... 

Engelliler sağlık problemlerine göre ayrılmış durumda, mesela ben yüzde seksen engeliyim. Benim durumumda olan birçok arkadaşım var ve birçoğu tekerlekli sandalyede yaşamını idare ediyor ve zar zor geçiniyorlar.

Kanunlarda bu yüzdelerin karşılığı olarak biz engelliler; sağlık problemlerimizi, yolculuklarda, park bahçe müze gibi sosyal faaliyetlerde harcamalarımızı bu engel yüzde oranımız etkiliyor. 

Son yıllarda alınan kararlar sayesinde, yüzde oranları o kadar çok düşürüldü ki neredeyse tüm haklarımızın yarısı elimizden alındı. Birçok engelli muayeneye gitmekte çekinmekte, çünkü gittiği kurumlar tarafından "engelli oranınızın tekrar belirlenmesi gerekli, raporunuzu değiştirin" denilip raporun yenilenmesini istiyorlar. 

Haklarınızı geri almak için hastaneye başvurup, doktorlar tarafından muayenelere alındığınız taktirde de engel yüzde oranınız on puan yirmi puan civarı düşürülüp haklarını kaybetmenize neden olunuyor. Bu oran düşüşü ağır hastalarda pek zorluk çıkarmıyor ama derecesi sınırda olan birçok hastayı mağdur ediliyor.

Liseyi beraber okuduğum bir arkadaşım yüzde 65 olan özür durumunun, yüzde 48'e düşürüldüğünü öğrenince şok oldum. Neredeyse tüm haklarının elinden alındığını söyledi. Artık engellilerin, taşıtlarda seyahat ederken, müzelerde, park ve bahçelerde gezinirken arkadaşımın ücret ödeme zorunluluğu ortaya çıktı.

Arkadaşımın şu an engelli oranı düşürüldüğü için bu gibi sosyal faaliyetlerden faydalanamıyor. Geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olan bir engelli olarak tüm sosyal yaşamı yok olmuş durumda. Yolculuklarını para vererek yapmak zorunda kaldı. Park bahçe müze gibi birçok alana para vererek giriyor. Ben dahil birçok engelliye artık "Türkiye Büyük Millet Meclisi elini bizlerin üzerinden çeksin artık" demekten başka bir söz bırakmadılar.

Şu an ben mağdur değilim ama yarın mağdur olup olmayacağımı bilmiyorum. Arkadaşımın mağdur olması veya engelli arkadaşlarımın mağdur olması benim rencide olmama yetiyor. Sadece kendini düşünenlerden olmadığım için bu yaşananlara çok üzülüyorum. 

1996 yılından bu yana olmayan adaleti arıyorum...

Evet evet! Herkes gezip tozarken, yiyip içip sağa sola sıçrarken, ben bu pencerede otuzuncu yıla girdim... Bu pencereden 30 yıldır bu ülkede...