hak gaspı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hak gaspı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2025

İç Edilen Haklarım...

                                Youtube'de okutun... 
https://www.youtube.com/watch?v=OFF36Q2BC4A


1996 yılında bir acil servis doktorunun ilgisizliği sonucu tekerlekli sandalyeli hale geldikten sonra, ülkeyi yöneten tüm hükümetler ve beraber hareket ettikleri Fethullah Gülen yapılanmasıyla bana çok eziyet ettiler. 1976 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan benim, tanımlanmış tüm haklarımı iç edip her iki tarafta çevrelerine dağıttılar. Ben ise hep ortada kaldım, çünkü benim ne bir siyasi parti üyeliğim vardı ne de Fethullah Gülen yapılanması ile ilişkim. Beni bu ülkeden de soğuttular, vatandaşlığımdan da soğuttular, dilimden dinimden de soğuttular, ayrımcılığı sevmeyen yapımdan da soğuttular. 


1) 1996 yılında beyin ameliyatım sonrası yoğun bakım sürecim 31 gün, koma sürecim ise iki ay sürdü. Bu süreçler bitince anında Kasımpaşa ve Beşiktaş askerlik şubelerinden ‘askerliğe elverişsizdir’ (çürük) raporu almak gerekti, çünkü 20 yaşımdaydım ve askere alınmam gerekliydi. Kilom 65'den 40 kiloya düşmüşken, kafamda birkaç ay önce atılmış 32 tel dikişin izi varken ve o dikiş nedeniyle kafamda kocaman bir yarık varken, zar zor konuşup gördüğüm duyduğum halde, kalça ve diz eklemlerim kısıtlı olduğu halde, beni bir binek arabanın bagaj kısmına yatar pozisyonda 3-4 defa zorla askerlik şubelerine getirttiler. Durumum çok kötü olduğu halde “hastalığım gerçektir, Türk Silahlı Kuvvetlerini aldatmıyorum, kandırmıyorum” ispatı yapmaya çalıştık. Bu türden zorbalığı anca bir cani örgüt yapardı, Fethullah Gülen ile ona tapanların gerçek yüzü 15.07.2016 günü ortaya çıktı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden binlerce asker görevinden uzaklaştırıldı. Eminim ki; 1996 yılında yatalak halde olan bana eziyet eden askerlerin tamamı onlardandı. 

2) 2004 yılında aynı beyin MR’ı filmime, İstanbul’un en büyük dört hastanesinin dört beyin cerrahı dört ayrı görüşte bulundu. Uzmanlardan biri “ameliyat ol orada olan kitleyi alalım” dedi, diğeri “olursan masada kalırsın” dedi, bir diğeri “olmana gerek yok, orada sadece zararsız bir kan yumağı var", sonuncusu da "yaşamının bundan sonrasını bu şekilde sürdüreceksin" dedi. Sanırım TIP ülkemizde her okulda başka eğitimi olan bir dal. 2004 yılı içinde 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 60 gün yatılı tedavi gördüm ve sağlığım düzelmeye başladı. Bu nasıl bir sağlık sistemi, dört büyük hastanenin dört büyük Nöroloji uzmanı ayrı karar verip benim hayatımla oyun oynuyor. Hiç biri "egzersiz ve fizik tedavi al" demiyor. 

3) Kaslarımın, eklemlerimin güçlenmesi veya yürüyebilmek için 70. Yıl Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hastanesinde 2004, 2006 ve 2007 yıllarında üç defa yatılı tedavi gördüm, üçünde de tedavim bitmeden "yoğunluk" bahanesiyle taburcu edildim ve yerime basit tedavisi olanlar alındı. Hatta son yatışımda beni yirmi günde taburcu edip yerime ayaktan tedavi alabilecek birini almışlardı. Benim gibi hastalarda bir uzmanın yönlendirme yapması önemlidir, uzun süreli yatılı olarak tedavi çok önemlidir. Tedaviye ihtiyacı olan yüzlerce binlerce hatta on binlerce kişi varken, birilerine ayaktan tedavi yerine, yatarak tedavi verilerek hastane odaları otel odası gibi kullandırılması bizlerin sağlığına kavuşmasını engeller. 

4) 2008 yılında T.B.M.M.'de çıkartılan bir yasayla 'bakıma muhtaç aile bireyine bakan kişiye Bakım parası adı altında bir maaş ödenmesi kararı' alındı. Yüzde 80 engelli raporum varken, 1996 yılından bu yana bana bakan anneme devlet tarafından verilmesi gereken bu Bakım parası verilmiyor. Buna neden olaraksa; 2008 yılında evimize gelen o zaman ki adı "Fethullah Gülen hoca", 15.07.2016 sonrasında da adı “FETÖ" olan örgütün elamanları tarafından evimiz baştan aşağı kontrol edildikten sonra "evin gelirinin 30- TL fazla çıkartılması" oldu. Tanımlanmış bu hakkın verilmek istenmemesinin nedeniyse; kendilerinden olmayışımdı. Evleri, iş yerleri, lüks arabaları olanlar bu maaşı alabiliyordu, ama biz bu maaşı alamıyorduk. Kısacası; 2008 yılından bu yana bana tanımlanması gereken yüz binlerce TL başkalarına, siyasetçiler sayesinde FETÖ örgütüne gidiyor. 2016 yılında Fethullah Gülen’in darbe girişiminden üç dört ay sonra 2008 yılındaki konuyla ilgili Zeytinburnu kaymakamlığına, savcılığa suç duyurusuna benzer bir dilekçe vermeye kalktım, ama bu girişimim savcının kapısı önünde duran bir görevli tarafından engellendi. Dilekçem ile ben, savcının kapısı önünde duran kişi tarafından bir odaya götürüldük, dilekçem okundu ve “dilekçeyi teslim aldık” denilerek savuşturuldum. Savcıya vermek istediğim dilekçenin içeriğinde: '2008 yılında yüzde seksen engelli olduğumdan dolayı annem bana baktığı için Bakım maaşı alma hakkımın olduğunu ispatlamaya çalıştığım’ yazıyordu. Bu durumu, yani hem 2008 yılında yaşadıklarımı hem kaymakamlıkta savcılık kapısı önünde yaşadıklarımı, tarih ve saat vererek 12.05.2016 tarihinde #1600566583 başvuru detayı ile CİMER’e de bildirdim. CİMER, diğer yazdıklarımdan bahsetmedi "sus" dedi, sadece 'evinizin geliri yüksek' dedi. 

5.02.2025 
Saat 11:30’da Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından bir hanımefendi geldi ve CİMER’e bir ay önce yapmış olduğum başvurum hakkında bilgilendirme yaptı. Ben 2023 yılının son günlerinde Bakım maaşı ile ilgili üçüncü kez başvurum olmuştu ama aradan bir yıl geçtiği halde Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığından başvuruma herhangi bir cevap gelmemişti. Bende durumu CİMER’e bir ay önce bildirdim, onlarda bakanlıktan bir görevli gönderip durumu birde yüz yüze bana anlattırdılar. Sonuç olarak; başvurum evin geliri nedeniyle yine ‘reddedildi’ ve hanımefendi şu an “yeni başvuru” yapabileceğimi söyledi, ama ben yine aynı sonuç çıkacağını bildiğimden “hayır, şu an herhangi bir işlem yapmaya gerek yok” dedim. Şu an bizim evde üç kişiyiz ve üçümüzün de geliri var ve bu gelir kişi başına düşen miktarı aşıyor. Hanımefendiye “bu para engelliye bakana veriliyorsa evde yaşayan sayısına bakılmamalı, çünkü bu eve annemle benim ve kardeşimin maaşı giriyor ve limiti aşıyoruz, çünkü üç kişiyiz. Benim asıl merak ettiğimse bu maaşı evleri arabaları olanlar çok rahat alıyor, bunu çok rahat şekilde nasıl yapabiliyor oluşları” dedim, onun bana cevabıysa “bunun nedeni bu türden varlıkları kendi üzerlerine değil başkalarının üzerine yapıyorlar, bu da gözükmüyor yada evde yaşamayan birilerini eve kayıt ettiriyorlar” oldu. Anneme baktım ve “işte böyle düzenbazlıkla, sahtekarlıkla, dolandırıcılıkla alıyorlar, evleri arabaları başkalarının üzerinde veya ikamet ettikleri adrese geliri olmayan birilerini alıyorlar” dedim. O an görevli varken söyleyemedim ama aşağıdakini de ekleyebilirdim "bunu denetlemesi gereken devlet hükümet vali kaymakam belediye her neyse işte gözlerini kapatıyor".  

5) Sağlığımın daha iyiye gitmesi için havuz terapisi almam gerekti, bunun için 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurdum, “bu havuz terapilerine 16 yaşından büyükleri alamıyoruz” dediler. Engelliler arasında yaş ayrımcılığını ilk defa duydum, çünkü o havuz bizim eve iki yüz metre mesafede ve hem küçükler için hem büyükler için havuzları var. 

6) 2009 yılı öncesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait, bizlerin rehabilitasyonu için kurulmuş Florya özürlüler kampında bir hafta kalmak için defalarca başvurdum, ama bana sıra 2009 yılında bir kez geldi ve annemle babamla gidip o kampta bir hafta kaldık. Her başvurumda bana “talep yüksek Türkiye’nin tamamına yetişmeye çalışıyoruz” cevabını almıştım. Merak etmesinler; ben biliyorum orada her yıl zaman geçirenleri, ayrıca neden tüm ülkeye yetişmeye çalışıyorlar? Oyu İstanbullu olan benden alıyorlar, tüm Türkiye'den değil, onlar kime oy verdiyse, gitsinler o belediyeden etkinlik istesinler. Eğer düşüncem yanlış ise, onların oy verdiği belediyeler de beni rehabilite etsin. 17.07.2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çözüm merkezi dört gün önceki başvurumun sonucu için beni aradı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden arayan görevli ile telefonla görüşürken bir ara bana “2017 yılında Florya Engelliler Kampı'nda kalmışsınız” dedi, bende itiraz edip “Florya Engelliler Kampı'nda sadece bir kez 2009 yılında kaldım, 2009 yılı sonrası defalarca başvuru yaptım ama bana hiç sıra gelmedi” dedim. O da bilgisayardan kontroller yapmaya başladı, kontrolleri sonrasında herhangi bir açıklama yapmadı, ama kısık sesle ekrandan bazı isimleri okuduğunu duydum. Anladığım kadarıyla, 2017 yılında Florya'da benim yerime bir başkası kalmış. Çok yakında CİMER'e bir yazı yazıp 2017 yılında adımı kullanarak orada kalanlar ve buna izin verenler için şikayette bulunacağım. 

7) 2009 ila 2011 yıları arasında tekerlekli sandalyemle Açıköğretim okudum, 24 adet sınavımın 23'üne binaların ikinci üçüncü katında girmek zorunda bırakıldım. Defalarca “ben tekerlekli sandalyeliyim” deyip raporumun fotokopisini taahhütlü olarak Halk eğitim müdürlüğüne, il ve ilçe eğitim müdürlüklerine, Ankara’ya Milli eğitim bakanlığına bile gönderdiğim halde, bana bir kez bile cevap verilmedi. Gelen bazı cevaplardaysa bana "sınava sınav yerinde girilir" oldu. Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım veya siyasi partilere üyeliğim olsaydı, sınavlarım okul girişinde yapılırdı. Hatta her sınavda tekerlekli sandalye taşıyan bir araçla evimden alınır, sınavıma girdikten sonra evime bırakılırdım. Şunu hiç unutamıyorum; orta okulu okuduğum Ayhan Şahenk orta okulunda kardeşim tek başına tekerlekli sandalyemle beni 20- 25 basamaklı merdivenden zorlanarak geri geri ikinci kata çıkartırken, 1990 yılında o okulda okuduğum yıllarda okul müdür yardımcısı olan E.N. beyefendinin gülümseyerek bana bakmasını. 

8) 2012 yılı içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Alo153’den tekerlekli sandalyeli engelli taşıyan araç talep ettim, bana bir kaç kez “bir hafta önceden aramanız gerekiyor” cevabı aldım, bir hafta öncesinden araca ihtiyacım olacağını nereden bileceksem. Acaba TBMM’de herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım, yönettikleri belediyenin partisine üye olsaydım, Fethullah Gülen'e sempatim olsaydı veya tanıdığım bir meclis üyesi olsaydı, o bir hafta bir saate düşer miydi? 

9) İlçe belediyesine havuz terapisi için başvurdum, maddi olarak devletin veya belediyenin her ihtiyacını karşıladığı AKDEM’in havuzunda ilk seans terapimi yaptılar, ikinci üçüncü seans terapimi yaptılar, sonrasında havuzda bir tamir çalışması yapıldı ve bana bir daha geri dönüş yapılmadı. Neden acaba? 

10) 2011 yılında ilçe belediyemizin Kültür merkezinden, sosyalleşmek için sinema, tiyatro, konser aktivitesi için birkaç defa bilet talep ettim, hep “biletlerimiz bir ay öncesinde tükendi, bilet almak için ay başında başvuru yapmanız gerek” dediler. Sanki aktiviteler aylar öncesinden belli oluyormuş gibi, sonuçta bir tekerlekli sandalyedeyim, bir kenarda oturup sergileneni seyredeceğim. İnsanı sanattan da soğutuyorlar, sosyal ortama girme çabasından da soğutuyorlar. Biz engelliler, sağlıklılarla aynı ortamda bulunmadığımız sürece, insanımız engelliyi kabullenmeyecek. 

11) 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına engelliler için yeni anayasa çalışmalarına katkı sağlamak amacıyla engellilerin dezavatajları konuları hakkında göndermiş olduğum iki adet taahhütlü mektubuma “alınmıştır” cevabı bile gelmedi. TBMM başkanlığı Cemil Çiçek’e gönderdiğim taahhütlü mektuplara cevap gelmediği gibi. Acaba, herhangi bir siyasi partiye üye olsaydım veya Fethullah Gülen yapılanması içinde yer alsaydım, TBMM tarafından insan yerine konulur muydum? 

12) 2018 yılında Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) henüz beş yıl önce hizmete giren Marmaray raylı sistem toplu ulaşım ağı için bir başvuruda bulundum. “Ağın sadece Kazlıçeşme ve Ayrılık çeşmesi istasyonlarında birer asansör var ve onlar bozulduğunda biz tekerlekli sandalyeliler bu ağı kullanamıyoruz ve eve geri dönüyoruz” dedim, hatta öneri olarak, “alternatif asansör yapılsın veya karayollarındaki gibi rampalı bir üst geçit yapılsın lütfen” dedim. Onlardan gelen cevap “Marmaray ağını biz yapmadık, lütfen bu ağı yapan şirketlere başvurun” oldu. Kendilerinin yapması gerekli yazışmayı ne yazık ki bana yaptırmayı uygun gördüler. Bir ulaşım ağında tek bir çıkış alternatifinin olması nasıl bir düşüncesizlik, bunun farkındalar mı? Nasıl bir ön görüsüzlük, bunun farkındalar mı? Eğer özel bir mekanda tek bir çıkış olsa orayı anında uyarırlar veya kapatırlar. 

13) 2018 yılında yüzde 80 engelli raporum olduğu halde, ÖTV'den muaf olabilmek için Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesine ve Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesine onlarca muayeneye girdim, ama hastaneler benim engel yüzdemi bir puan düşürdü. Sol tarafım felç, beyin hasarlı olan bana "sen tertibatlı araç al kullanırsın" dediler ve ÖTV indirimi yapmayıp, "ÖTV indirimi veya engelli plakası alamazsın" dediler. Bu ülkede ÖTV muafiyeti alan o kadar çok sağlıklı var ki, birçoğu rüşvetle, sahte belgeyle veya araya giren birileriyle bunu yapıyorlar. Bu ÖTV indirimini telefonla alan bile vardır. 

14) 2019 yılında sol tarafım felç olduğu için 23 yıldır sol omzumu, kolumu, elimi ve parmaklarımı kullanamıyorum, yani sadece sağ tarafımı kullanabiliyorum. Manuel tekerlekli sandalyenin sol tekerini itemem veya çekemem, yani ev dışında dışarıda illa ki akülü tekerlekli sandalye kullanmam şart. Bu yüzden ev dışında akülü tekerlekli sandalye kullanıyorum, buna da mecburum. Bende bulunan sağlık raporunda "Akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" yazısının kutucuğu işaretli değil, işaretli olmadığı için bir tekerlekli sandalye alırken devletin verdiği indirim gibi imkanlarından yararlanamıyorum. Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesinde girmiş olduğum fiziksel muayenede hanımefendi bana: "sen ayakta durabiliyorsun, fizik tedavi gördüğün taktirde yürüyebilirsin, devletin verdiği akülü tekerlekli sandalye imkanından faydalanamazsın" dedi. Bu devlet, bu hükümetler bana ve benim gibilere hem gerekli, yeterli fiziksel tedaviyi vermiyor hem yaşamımda büyük yeri olan akülü tekerlekli sandalye için "bu imkandan faydalanamazsın" diyor. Sol tarafım kendine gelebilirdi ama gerekli tedavi hiçbir zaman uygulanmadığı için ben normal bir hayata dönemedim, hastanelerin verdiği sağlık raporlarında 'akülü tekerlekli sandalye kullanabilir" kutucuğunun işaretli olması için, tek tarafının felç olması gerekli ve şansa bak benimde sol tarafım felç. ;)

15) Devlet, hükümetler veya belediyeler tarafından engelli için sunulan plan, proje, hibe gibi birçok imkanların şartları saçma sapan. Engelli için sunulan birçok imkana başvurumda olumsuz yanıt aldım, başvurularımın ya onlarda ya da bende belgesi var, gerektiğinde veya istenildiğinde ulaşılabilinir. En son 2019 yılında “Engelli ve Hükümlüye 50.000-TL hibe almak için İŞKUR’u arayın” dendi, ama tırt çıktı, çünkü şartları sormak için aradığımda bana "böyle bir şeyin olmadığı" söylendi. 

16) 2020 yılında Corona Covit- 19 salgını ilk çıktığında kronik ve sağlığında sorun yaşayanlar için bir düzenleme yapıldı ve raporu olanlar ilaçlarını, hastaneye veya sağlık ocağına gitmeden de eczaneden alabilme hakkı verildi. Bu düzenlemeden ben yararlanamadım, çünkü 1996 yılından bu yana beyin hasarlı bir kişi olmama rağmen veya epikriz raporumda ‘sağlığımın geri gelmeyeceği’ yazmasına rağmen kullandığım ilaçlarımın bir raporum yok. 1996 yılından bu yana her ay, hastaneye veya sağlık ocağına gidiyorum ve ilaçlarımı yazdırıyorum. Defalarca beyin hastalıkları uzmanlarına, fiziksel tedavi uzmanlarına veya Eğitim ve Araştırma Hastanelerine başvurduğum halde, bana hep "hayır" cevabı verildi, neden olarak da "sağlık kuruluşlarına her ay gidebilecek kadar sağlığın yerinde" dendi, bu yüzden doktorlar uzmanlar profesörler tarafından bu hakka sahip olmamın gereksiz olduğu ön görüldü. 2020 yılında Corona Covit-19 pandemisi gibi olağanüstü bir durum gerçekleşti ve ben kas gevşetici Lioresel ilacımla, kas ağrılarım için kullandığım Cabral ilacımı sağlıkçıların inadı yüzünden alamadım. Demek ki neymiş; doktorlarımızda, uzmanlarımızda, profesörlerimizde ön görü yokmuş ki, pandemi gibi bir olasılığın olabileceğini görememişler. 1996 yılındaki epikriz raporumda ‘sağlığımın ömrün boyu geri gelmeyeceği’ yazdığı halde, bana bu zulmü yaptılar. Hâlâ da yapıyorlar. 

17) 2020 yılının ilk aylarında dünyanın başına bela olan Corana Covid-19 salgınına önlem olarak 2021 yılı Haziran ayında ‘acil kullanım onaylı’ BiONTech aşı sıram gelince ilk dozumu Yedikule Göğüs Hastalıkları hastanesinde oldum. Sağlıkçı olan bazı tanıdıklarım bana; “sağlık sorunlarım olduğu için ölü hücreden üretilen Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını olmamı” önerdiler, “canlı hücreden Alman Pfizer BiONTech aşısı sende tepki verebilir, aşı olmak için acele etme” dediler. Bana aşı hakkı tanımlandıktan sonra bir hafta boyunca Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısı için randevu almaya çalıştım, ama randevu verilmedi. Bazı engelli tanıdıklarım sağlıkçı yakınlarının araya girmesiyle Çin’in Sinovac şirketinin CoronaVac aşısını yaptırdılar. Bu ülke böyle bir ülke işte, bu türden haksızlıklara tepki gösterince bana kızıyorlar. Baktım Sinovac'ın CoronaVac aşısı için randevu alamıyorum, bende BionTech aşısının canlı hücreden üretildiğini bile bile randevumu alıp aşımı oldum. Oldum, çünkü neredeyse bir buçuk yıl olmuştu ve ben ve annem babam bir türlü yaşantımızda normale dönememiştik, herkes gezip tozarken biz evimizden dışarıya çıkamamıştık hâlâ. 

18) 2016 yılında 5500 Dolar'a yani 15.500- TL'ye aldığım akülü tekerlekli sandalyenin altı yedi yıl sonra ayaklığı kırıldığı için yedek parçasına ihtiyacım oldu. Oldu, ama bu parçayı defalarca satıcıdan istememe rağmen bir türlü yedek parça desteği verilmedi. Ne satıcı firma bana yardımcı oldu, ne de tedarikçi (distribitör) bana yardımcı oldu, bana tek verdikleri cevap "hayır" oldu.  Bende konu ile ilgilenmesi için 2022 yılında CİMER’e başvuru yaptım ve onlarda beni Ticaret bakanlığının Tüketici Hakem Heyeti'ne (TÜBİS) yönlendirdi. Tüketicinin yanında olması gereken mahkeme ise aleyhimde karar verdi ve “üreticinin satıcının iki yıl yedek parça desteği verme yükümlülüğü var” dedi. Bir otomobil aldığınızı düşünün, 6-7 yıl sonra yedek parçasına ihtiyacınız oluyor, aracınızın yedek parçası yok. Sizin yanınızda olması gereken devlet ise size destek vermeyen satıcı firmayı haklı buluyor. Aslında bu arkadaşların adı 'Tüketici Hakem Heyeti' değil, 'Üretici Hakem Heyeti' olması daha uygun olurmuş. 

19) 1996 yılında beyin kanaması geçirdim, ameliyatla sadece hayatım kurtuldu ama sol tarafımda felç kaldı. Halk arasında buna 'inme', tıp diliyle ise 'Hemipleji' denilen bu durum, beyin damarlarının tıkanması sonucu ortaya çıkan ve vücudun sağ ya da sol bölgesini etkileyen sinir sistemi hastalığı. Benim ise hem sol tarafım tamamen felç, hem de bunun yanı sıra sağ bacağımın yüzde seksen oranında bir etkilenme durumu söz konusu ve bu üç uzvu kapsayan duruma ise “Tripleji” deniliyormuş. Ben ve birçok sağlıkçı, sadece sol tarafımı felç sanıyorduk, meğer sağ bacağımda 1996 yılında beyin kanaması sırasında çok etkilenmiş ve aslında dengemin olmamasının asıl nedeni sağ bacağımmış. Etkilenmeyen uzvum ise sadece sağ kolum, yani 1996'dan beri tüm vücudumu sağ kolum idare ediyor. Sağ kolumda ise şöyle bir sorun var; 1996 yılında ben yoğun bakımdayken bir hemşire faydası olur niyetiyle sağ kolumu hareket ettiriyor ve egzersiz sırasında sağ kolumun dirseğinde bir kanamaya neden oluyor. Sağ kolumun dirsek bölümünde oluşan bu kanama çok büyük bir kısıtlanmaya neden oluyor. Beyin kanaması geçirdiğim 1996 yılından bu yana tek kullandığım kolum olan sağ kolum, yoğun bakımda yapılan o yanlış egzersiz nedeniyle, ne tam olarak açılıyor ne tam olarak kapanıyor. 2004 yılında profesyonel olarak sol tarafımdaki felç durumunu geçirmek için fiziksel tedavi rehabilitasyona başladım. Bu tedavi başladıktan 18 yıl sonra 2022 yılı Temmuz ayında öğrendim ki; bu saate kadar yürüyemememin asıl nedeni sağ bacağımdaki felç durumunun göründüğünden ağır olmasıymış. 2004 yılından bu yana çok emek güç enerji sarf ettim, ama olmadı ve hiçbir zaman kendime gelemedim. Tek amacım; sol tarafımdaki felç durumunu geçirmekti ama bu bir hataymış. Eğer farkında olsaydım sağ bacağıma da özen gösterir, onda var olan felç durumunu geçirmeye çalışırdım. Hatta sol tarafıma iki defa Botoks olduğum halde hiç faydasını göremedim, ama her iki enjektede de sağ bacağıma hiç dokunulmadı. Çok yazık çok, muhatabım olmuş tüm sağlıkçılara yazıklar olsun. Bu durumu 2019 yılında egzersiz seanslarım için tanışmış olduğum 25-26 yaşlarında olan Erdem’den öğrendim. O bana "aslında senin sağ bacağında çok etkilenmiş, bunu nasıl fark edememişler, sen bu yüzden kendine gelememişsin, yürüyebilmen gerçekleşmemiş ağabey. Sadece sol tarafında felç söz konusu olsaydı hastalığının ilk yıllarında yürüyebilmen gerçekleşir veyahut yürüyemesen bile kendini idare edebilecek duruma gelebilirdin. Bunun yanı sıra sağ bacağımdaki bu felç durumu sağlık raporunda yer almıyor, yıllardır raporunda düşük yüzde ile işlem yapılıyor" dedi. 

20) 2025 yılının daha ilk aylarında eziyetler başladı. İlk önce Ocak ayında İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesinden (Samatya), sonrasında da Şubat ayında Marmara üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma hastanesi Fiziksel tedavi bölümlerinden 'evde fizik tedavi ve rehabilitasyon görebilir raporu’ almaya çalıştım ama her iki hastaneden de ‘ret’ cevabı aldım. İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesi (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünden "bu rapor için benim yetkim yok" dedi, ama benim bir arkadaşım oradan bu raporu aldı, Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün doktoru ise "hocamız şu an müsait değilmiş, ben olmadan rapor verme, sonra gelsin dedi" dedi. Benim 1996 yılındaki Epikriz raporumda ‘bu kişi ömrü boyunca eski sağlığına kavuşamayacak’ dediği halde, “yaşım ilerlediği için ve refakatçim olarak yanımda sadece 70 yaşında olan annem var, bu yüzden evden çıkıp özel fizik tedavi rehabilitasyon merkezlerine gidip gelemeyecek durumdayım” dediğim halde, bana her iki hastanenin bölümü de doktoru da “hayır” dedi. Zaten 1996 yılından bu yana 29-30 yıldır beyin kanamamın getirdiği sağlık sorunlarını zorluklarını ağırlığını yükünü çekiyoruz, zaten ömrümüz güneş görmeyen 5-6 basamaklı bir evde geçmiş bitmiş, birde bir tekerlekli sandalyeli olarak devletin, sisteminin, hastanesinin, doktorunun bu türden rezillikleri ile uğraşıyoruz. Rezil bir ülkede yaşıyoruz rezil, dünyanın en kötü sağlık hizmeti veren ülkesinde yaşıyoruz. Sistemi de dert, hastanesi de dert, doktoru da dert. Bir tekerlekli sandalyeli olarak hiç bir yerde insan yerine konulmuyoruz, tek bildikleri; 29-30 yıldır tekerlekli sandalyemle beni oradan oraya koşturmak. Tek yapmaları gereken; binlerce kez, on binlerce kez, yüz binlerce kez yaptıkları gibi kağıda mührü basıp kalemlerini ellerine alıp imza atmaları. Marmara üniversitesi Pendik Fiziksel tedavi bölümünün "işim var, sonra gelsin, ben görmeden imza atma" demesi, ne demek? İstanbul Eğitim Ve Araştırma Hastanesinin (Samatya) Fiziksel tedavi bölümünün Haseki'nin içinde ne işi var? Ve başkasına verdikleri raporu bana vermemek ne demek? İmkanım olacak; gireceğim hastane arşivine o raporu başkalarına verip ama bana vermedikleri o raporu araştıracağım. Onu bunu bilmem; her iki hastanede o konuma gelmiş, ama 29-30 yıldır felç raporu olan bir tekerlekli sandalyeli için daha neyi düşünüyorlar. Bilmiyorum. Şimdi o imza için 15 gün önceden randevu al, randevu günü evden çıkmak için birilerini bulup evden çık ve tekerlekli sandalye ile toplu taşımada oradan oraya koştur. Ve en önemlisi; toplu taşımada veya hastanede bulunan asansörlerde bir sorun çıkmaması için, doktorun keyfinin yerinde olması içinde dua et. 


NOT: Bu ülkede benim gibilerin terörist başları FETÖ kurucusu Fethullah Gülen kadar, PKK kurucusu Abdullah Öcalan kadar değeri yoktur. 

11 Nisan 2022

Bakım maaşı için Cimer'e...


Aşağıdaki metni CİMER’e gönderdim. Göndermiş olduğum bu başvurumu Danimarka’da yaşayan Zeynel amcanın kızı Beyhan ablayla beraber hazırladık. Ben kaba taslak olarak bir metin hazırladım, Beyhan ablaya gönderdim, o da düzeltmeler yapıp bana gönderdi. 

"

Sayın yetkili ben 26 yıldır annesinin bakımına muhtaç yaşayan yüzde 79 engelli Abdullah Ünal (46). 

2008 yılında TBMM tarafından bakıma muhtaç engellisine bakana 'Bakım maaşı' adı altında destek verilmeye başlandı. Kanunun çıktığı günlerde başvuru yapmıştık, ama o yıllarda Zeytinburnu sosyal hizmet görevlileri tarafından yapılan araştırmalar sonrasında evin geliri otuz Türk Lirası (30- TL) fazla çıktığından annemin bu maaşı alamayacağı sonucuna varıldı. 

Hatta 2016 yılında 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Zeytinburnu kaymakamlığına evimizin gelirinin bilerek yüksek çıkartıldığını belirttiğim bir dilekçeyle savcılığa başvurum söz konusu oldu, ama bu girişimim savcıya ulaşamadan savcılık kapısı önünde bir görevli tarafından dilekçem okunarak engellendi. 

Şu an sizden istediğim, 2008 yılından bu yana kanunen hakkım olan bakım maaşının hangi gerekçe ile bana ödenmediğinin araştırılması ve eğer kanun kapsamında ise bu maaşın tarafıma bağlanmasıdır. Kendi devletimi mahkemeye vermeme adına bu başvuruyu yapıyorum. Gerekirse haklarımı günlük yasal faizi ile alma yolunda kanuni yollarla da arayacağım belirtmek isterim. 


3.06.2022 

10 Nisan günü 2022 tarihinde CİMER’e Bakım maaşı konusunda durumumun tekrardan araştırılması için bir başvurum olmuştu, çünkü 2008 yılında Bakım maaşı kanunlaştığı günlerde başvurumda evin geliri 30- TL yüksek olduğu için başvurum ret edilmişti. 

Engellisine bakan kişiye verilen bu maaş; iki üç evi, lüks arabası, iş yeri olan bir çok AKP MHP üyesi olan Bakım maaşını alabiliyor.  

Neredeyse üç ay önce CİMER’e bu başvurum sonrası bugün saat 11:40’da kapımıza bir hanımefendi geldi, annem gelip tamamen kendisinin bakımına bağlı yüzde 80 engel raporu olan tekerlekli sandalyeli beni kapı önüne hanımefendinin karşısına getirdi ve onunla görüşmeye başladım. 

Aile ve sosyal hizmetler bakanlığı tarafından yönlendirilen bu hanımefendi CİMER’e başvurum hakkında bana bilgi verip ne yapacağım konusunda beni yönlendirdi. Bana; şu anda evde dört kişi yaşadığını, babamın işçi emeklisi olduğunu ve aldığı maaşı söyledi, benim malulen emekli olduğumu ve aldığım maaşı söyledi, bizimle yaşayan kardeşimin asgari ücretli olduğunu ve aldığı maaşı tek tek belirtti. Hatta bunları, ondan önce ben söyledin, çünkü okuduğu kağıtta ne yazdığının farkındayım. 

Sonra hesap makinesiyle rakamları hesapladı: “evin gelirinin 12.000- TL küsur olduğunu, bunu evde yaşayan dört kişiye böldüğünde de kişi başına 3.150- TL düştüğünü, Bakım maaşı alabilmek için bu rakamın 2835- TL olması gerektiğini” söyledi. 

Bu sebeple de kişi başına gelirin 2835- TL’ye düşürülmesi için bir şeyler yapılması gerektiğini, mesela asgari ücretli kardeşimin evden ayrılması olabileceğini” söyledi. Eğer bunlar yapıldığında sınır olan kişi başına 2835- TL’yi tutturabileceğimizi” söyledi. 

Sonrasında hanımefendi “başvurumun olduğu taktirde Bakım maaşı alabileceğimi, ama konu hakkında tekrardan CİMER’e baş vurmamamı" istedi. 

Ben, hanımefendinin bana verdiği o taktikleri uygulamadığım için 2008 yılından bu yana Bakım maaşı alamıyorum. 

24 Nisan 2018

Sağlık kuruluna raporum için "bir itiraz ettim pir itiraz ettim..."


Biz, bir otomobil almayı düşünüyoruz, ben 22 yıllık bir engelli olduğum içinde bunu vergi ödemeden yapmak istiyoruz… Benim ÖTV vergi indiriminden faydalanabilmem içinse raporumun yüzde doksan olması ve ÖTV ibaresinin işaretli olması gerek. 

Ben bir beyin hasarlıyım ve benim algım ile harekete geçiş hızım bir sağlıklıdan farklı, bu özel durumum trafiği takip ederken dikkat dağınıklığına yol açabilir... Bunun yanı sıra, benim sol tarafım felç, sol kolumu da sol bacağını da kullanamıyorum. 

Bu özel durumuma rağmen benim özel tertibatlı araç kullanabileceğim iddia ediyorlar, ama bunun olanaksız olduğunu kendileri de biliyor ama yine de bana raporumda zorluk çıkartmaya devam ediyorlar. 

Ben ÖTV indirimi alırsam eğer, bir araç alırız kardeşlerim de kullanır. 


12.04.2018 
Bugün saat 15:00'de Sağlık raporumu yenilemek için Topkapı'ya yakın bir bölgede bulunan Zeytinburnu ilçe sağlık müdürlüğüne randevu almak için gittim. 

2008 yılında almış olduğum Sağlık raporumda yüzde seksen olan oran artık değişmeli, ama benim asıl niyetimse raporumda yer alan Akülü tekerlekli sandalye kullanabilir, Özel tertibatlı araç kullanabilir ve ehliyeti alabilir,  Ortez veya protez kullanabilir, Özel eğitim alabilir, Yardımcı cihaz kullanabilir gibi ibarelerin değişmelerini istiyor oluşum ve özellikle ÖTV indiriminden yararlanabilir ibaresinin işaretlenmesini istiyorum. Şu anki raporumda hepsinin karşısında "Değerlendirilmedi" yazıyor. 

19.04.2018
Sağlık raporumun yenilenmesi için ufak bir sorunum yüzünden dün gidemediğim Bakırköy'de bulunan Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesine anca bugün gidebildim. 

Saat 11:30 civarı evden çıktım ve Marmaray'la Yenikapı'ya, oradan da Havaalanı metrosuyla Bahçelievler istasyonuna geçip bir buçuk saat sonra Dr. Sadi Konuk eğitim ve Araştırma hastanesindeydim. 







Giderken karşıma çıkan ve zaman kaybına neden olan sıkıntıysa, Bahçelievler metro istasyonunun Havaalanına giden taraftaki asansörünün bakımda olmasıydı. 

Bu engele karşı çözüm olarak bir sonraki gelen metroya binerek sonraki Şirinevler- Ataköy istasyonuna kadar gidip asansörle ara katına geçiş yaptım, sonrasındaysa diğer yöne geçtim ve asansörü kullanarak aşağı inip Yenikapı'ya giden ikinci metroya anca binebildim. 

Yaklaşık yarım saatlik bir zaman kaybından sonra Bahçelievler metro istasyonuna çalışan asansöre geldim. 

Bahçelievler istasyonunda ara kata çıktığımda gördüm ki bu seferde yeryüzüne çıkan asansör bakımda. Bende o istasyondan çıkışı bulunan Medical park Bahçelievler hastanesi otoparkına geçiş yapıp hastane içinden asansörle yeryüzüne çıktım. 

Yeryüzüne çıkışımı yapmıştım, ama bu seferde E-5 karayolunun diğer tarafında kaldım, bu yüzden de karayolunu üst geçidi kullanarak asansörlere binerek aştım ve hastane bahçesine giriş yaptım. 

Şaka gibi gelse de bu bizim rutin yolculuk yaşamımız, ya devletten isteyeceğiniz engelli aracı taşıyan motorlu taşıtla tek başınıza kendinizi taşıttıracaksınız ya da kendinize ait özel aracınız olacak. 

"
Toplu ulaşım ağıyla işimi halletmek varken neden trafikte zaman ve yakıt israfı yapayım ki, özel araçla neden doğayı kirleteyim ki" 


Bahçesinde on dakikalık yaptığım bir yolculukla Sadi Konuk 
Eğitim ve Araştırma hastanesi binası içine girdim… İlk önce danışmaya sorarak Sağlık kurulunun yerini öğrendim ve asansörü kullanarak doğruca yönlendirildiğim yere gittim. 

Eğer kime neyi nasıl soracağınızı bilirseniz, hiç takılmadan işinizi halledersiniz… Hastane o kadar çok kalabalıktı ki, ne yaptığını bilen biri olmazsan oradan bir saatten önce çıkamazsınız. 

Sağlık kuruluna asansörü kullanarak ve tabelaları takip ederek birkaç dakika içinde ulaştım ve Sağlık kurulunun kapısı önünde duran görevliyle konuşup ilçe sağlığın verdiği kağıdı gösterdim. 

O görevli sağ olsun kağıdı inceledi ve bana "ilk önce İl sağlığa git" dedi, bende İl sağlık müdürlüğünden gelen telefonumdaki mesajı gösterince içeriye gidip durumumu güzelce aktarmış olacak ki, bir not kağıdına “24.04.2018 saat 08:00, 7477” notunu yazarak randevuyu verdi. 

Gittiğim yoldan aynı zorlukları çekerek eve bir buçuk saatte geri döndüm... Sırf randevu günü almak için bir sürü sorun ve zorluk çektim. 

Bugün gidip gelirken yollarda biraz zorlansam da randevu işini tek başıma hallettim, ama beş gün sonra 24 Nisan Salı günü sabah 08:00'de olan randevuya evdekilerle beraber gitmem gerek. 

Tekerlekli sandalyemle toplu taşımayı kullanarak gidip randevu alıp geri gelmem saat 15:30'u buldu... Sağda solda hiç oyalanmadan duraksamadan, koşturarak anca dört saatte gidip gelebildim. 

24.04.2018 
Sabah saat tam 07:55'de annem babam ve küçük kardeşimle beraber Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesindeydim...

Beş altı gün önce Sağlık kurulu için almış olduğum randevuma tam vaktinde oradaydık. 

Hastaneye girdikten hemen sonra ben asansörle annemlerse merdivenle bir üst kata çıktık… Hastanenin asansörü tam bir komedi, içine sadece tekerlekli sandalyem girebiliyor. 

Birinci katta Sağlık kurulunun Müracaat masasına gidip evraklarımı görevliye teslim ettik, o da giriş yapıp muayeneler sırasında kullanacağımız barkotlar verdi. 

Daha sonra bilgisayara bağlı bir kamera ile de bir resmimi çekti, çektiği bu resmi dosyama eklediği için barkotlarla dolaştığım tüm Sağlık kurulu muayenelerinde o resmim bilgisayarlarda olacaktı. 

Bugün orada yedi defa muayene oldum ve sadece Ortopedi ve Göz muayenesinde zorlayıcı bir kaç işlemle karşılaştım. Orada geçirdiğimiz iki buçuk saat boyunca sadece Fizik tedavi bölümünden onay alamadık, çünkü doktoru yoktu ve bu sebeple de iki gün sonra Perşembe günü sabah tekrardan orada olmamız gerekecek. 

Şimdi Perşembe günü gittiğimizde Fizik tedaviye muayene olup barkodunu onaylattığımda bana “Sağlık kurulu için bir daha gelmen gerekli” diyecekler sanki. 

İşimizi iki buçuk saat gibi kısa bir zaman zarfında bitirmiş olmamızın sebebi; orada dört kişi hazır olmamız, yoksa oraya "bir kişi gitmek" demek "işinizin gün boyu sürmesi veya ertesi güne sarkması" demek. 

Eğitim ve Araştırma hastanelerinde Sağlık Kurulunda bir işlem yaptırmak istiyorsanız, bir kaç doktoru gezeceğinizden, orada olan herkes değişik doktorlarda sıraya girmeli. 

Sağlık kurulu her zaman kalabalık olur ve her defasında sıraya gir bekle sonra muayene ol, sıraya gir bekle sonra muayene ol. 

Hastaneye ilk girdiğimizde sakinlik vardı, ama sonra her yer tıklım tıklım oldu… Dört kişi gitmemiz iyi oldu, çünkü birimiz bir sırada beklerken diğerimiz diğer sıradaydı. 

Eğer; annem babam kardeşim olmasaydı, o işlemlerin bitmesi öğleden sonraya kalırdı veya yarına sarkardı. 

Sağlık kurulunun karşısına çıkabilmem için muayenesine girmem gerekli doktorların tamamının onayını almam gerekli… Sabah ilk girişimizde hastaneye Sağlık kuruluna baş vurduğumuzda bize üzerinde bir sürü barkot bulunan kağıt verildi, hastaneden saat 10:30’da çıkış yaparken elimizdeki o kağıtta sadece Fizik tedavi bölümünün barkodunda onay yoktu. 

Gerçi yine fark etmedi, Fizik tedavi bölümü muayenesi için Perşembe sabahı orada olmak zorundayım… Bu sefer dört kişi olmamıza gerek yok, çünkü sadece Fizik tedavi doktoruna gözükeceğim o kadar ve tüm muayeneler bittiği için kurul karşına çıkacağım. (Annem babam kardeşlerim anımızda olduğu için bugün kardeşimin aracı ile geldik, toplu taşımayı kullanmadım

26.04.2018 
Sadece Fizik tedavi bölümüne muayene olmak için saat 09:30'da annem babam ve her iki kardeşimle beraber tekrardan Dr. Sadi Konuk eğitim ve araştırma hastanesindeydik. 

Hastaneye varır varmaz hemen barkot sırasına ve Fizik tedavi muayene sırasına girdik ve yarım saat içinde de işimiz bitti. 

Saat 14:00'de Sağlık kuruluna girmek için beklemeye başladık, annem babam eve gitti, kardeşlerim işine gitti, bense hastanede kaldım. 

Hava sıcak olduğu için ben bir kaç dakika hastane bahçesinde bekledikten sonra hemen bir kaç yüz metre ötede olan Metroport alışveriş merkezine gittim. 



Hava artık çok sıcak çare yok alışveriş merkezlerine sığınılacak… Metroport alışveriş merkezinin en üst katına çıkıp hastaneyi gören bir kafeteryanın balkonunda zaman geçirdim, bolca çay içip diğer arkadaşların içtiği sigaranın kokusu çektim. 


Alışveriş merkezinde sadece üzeri kapalı olduğu için bir mekanda sigara içilmesine nasıl izin veriyorlar, bilemiyorum. 
                       

Neyse ki zaman çabucak geçti ve ben alışveriş merkezinin saçma sapan tuvaletine girip hastaneye gitmek için yola çıktım. 



Hastane ile alışveriş merkezi arasında olan E-5 karayolunu zar zor aştım, çünkü üst geçide çıkış ve arkasında üst geçitten iniş için iki adet asansörü var ve her ikisinin de kapı önü tıklım tıklımdı. 



İnsanımız hiç sabredemiyor; yaşlımızda gencimizde, erkeğimizde kadınımızda… Analarının karnında nasıl dokuz ay beklediler bilmiyorum. 

Bahçelievler’deki E-5 karayolunu aşmak için yapılmış olan bu üst geçitte genişçe bir merdiven ve birde bir buçuk metrekare ölçüsünde asansör var… Belli ki bu asansör benim gibi tekerlekli sandalyeli engelliler için yapılmış, bebek arabalılar için yapılmış, yürüyemeyecek kadar kötü durumda olan yaşlılar ve hamileler için yapılmış. 



O asansörleri biliyorum ki yavaş çalışıyor, kapıları da yavaş açılıp kapanıyor… Sırada kime rastladıysam hemen hepsi asansör üç beş saniyede inip çıksın istiyor ve kapısı bir saniyede açılsın kapansın istiyor. 

Bugün o asansörün kapısı önünde yirmi yaşında olanda vardı, elli yaşında olanda vardı… Toplasan otuz basamak çıkarak ulaşacakları üst geçide en az beş dakika asansörü bekleyerek çıkıyorlar. 



Ben sürekli olarak bu türden işgallerle karşılaşan biri olarak bugün hep sakin kaldım, hatta sesimi bile çıkarmadım, çünkü biliyorum ki hiçbir şey değişmeyecek… Ben sesimi çıkarmadım, ama oradaki herkes benim yerime konuştu. 



Benim yerime konuşsunlar küfretsinler bela okusunlar, bunların hiç biri beni ilgilendirmiyor ama bu insanlar tekerlekli sandalyemi tutup itiyor veya çekiyor. 



İşte o saate kadar sakin olan ben, başlıyorum ağzıma ne gelirse söylemeye… Bugün bir amcaya öyle bir bağırdım ki herkes bir an durdu ve bana baktı. Amca tekerlekli sandalyemi öyle bir itiyor ki, sandalye öne doğru bir karış filan gitti geldi. 



Baktım olacak gibi değil önümde duran yaşlı teyzeyle bebek arabalı anneye çarpacağım, tekerlekli sandalyemi geriye doğru bir ilerlettim hepsi geriye gitti. 

Bakmayın siz, oradaki herkesin Maşallah’ı var… Üst geçitteki otuz basamağı çıkamıyorlar, ama 170 kilo olan benimle tekerlekli sandalyemi itiyorlar. 

İki gün önce bir doktorun imzası yüzünden bugün oradaydık ve çektiğimiz eziyetten başka bir şey değildi… Bugün bu sıcakta annem babam ve kardeşlerim işinden gücünden oldu ve ben dört saat buralarda zaman geçirmek zorunda kaldım. 

Bir hafta önce bugüne randevu aldım, iki gün önce yedi defa muayene oldum, bugün bir muayene daha oldum ve iş bitti. 

Saat 14:00'e bana verdikleri Sağlık kurulu incelemesi, saat 15:00'de başladı ve iki dakika filan sürdü... Bir saati aşkın saat bekledik ve sağlık kurulu karşısına anca çıktım. 

Adım soyadım okunduğunda ortanca kardeşimle odaya girdiğimde gördüm ki içeride tekerlekli sandalyemin gireceği bir alan bile yok... Kurul odası daracık bir oda, içine bir masa sığdırıp etrafına da heyet üyeleri oturtmuşlar. 

Heyet üyelerini sayamadım, çünkü oda çok dardı, ama yedi sekiz kişi filandılar ve odada iki dakika civarı kaldım. 

O an aklıma gelen ilk şey: "hem bize hem Heyet üyelerine işkence yapıyorlar" oldu. 

Bana sordukları sadece ayağa kalkıp kalkamadığımdı, "destek aldığım taktirde kalkıyorum" dedim, onlarda ayağa kalkmamı istediler. Bende ortanca kardeşimin yardımı ile ayağa zar zor kalktım ve durumumu o şekilde de gördüler. 

Sonra "tamam çıkabilirsin" dediler, bende odadan geri geri çıktım... 

Odadan çıkış yaptığım sırada görevli yanımıza yaklaştı ve "sizin cep telefonunuza bir mesaj gelecek ve başka bir hastaneye daha yönlendirileceksiniz" dedi. 

Torpilsiz iş yaptık ve işimizi anca üç seferde bitirebildik... 



Annemle kardeşim eve dönmek için otomobile doğru yöneldikleri sırada ben “siz buradayken bir tuvalete gideyim” dedim, engelli tuvaleti önüne geldiğimizde annem kapıyı açmak için hamle yaptığı sırada ellili yaşlarda erkek bir görgüsüz kapıyı açtı ve içeriye girdi… Hemen yarım metre yanında sağlıklılar için bir tuvalet varken, adamın dibi kapısında engelli logosu olan kapıyı açıp içeri girdi. O kapıyı kapatırken biz “orası engelliler için” dedik, o da kapıyı açtı “bende engelliyim” dedi, bende “ evet belli sende engellisin” dedim. Bir dakika sonra içeriden çıktı, benden özür diledi ve arkasını dönerek koşturarak gitti. 

Birde insanımızın maymundan geldiğine inanmazlar… 

7.05.2018
Bugün öğleden sonra saat 17:30'da İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünden bir mesaj daha aldım... Bu mesajın gelme sebebiyse Sağlık kurulundan raporumun yenilenmesi isteğimdi. 

On gün önce Dr. Sadi Konuk eğitim ve araştırma hastanesinde sağlık kuruluna girmiştim, ama bir sonuç alamamıştım… Sadi Konuk'a üç defa gittikten sonra "kurulun yetkili olmadığı" kararı çıktı. 

Dr. Sadi Konuk'tan o gün bana "başka hastaneye gitmemi, gideceğim hastaneyi de İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'nden gelecek bir mesaj ile bildirileceği" söylemişti. 

Bugün gelen mesajda "Haseki EAH adınıza hakem hastane olarak belirlenmiştir, telefonla 182'yi arayarak veya internet MHRS yoluyla Sağlık kurulundan randevu alarak başvuru yapmam" isteniyordu. 

Bende hemen internete girerek randevu almaya kalktım, ama bunu yapamadım çünkü 16 gün boyunca tüm günleri kontrol ettiğimde hiç birinde randevu verilmedi. 

Baktım olacak gibi değil bende hemen kardeşlerime haber verdim, onları haberdar ettikten on dakika sonra beni aradılar ve "ağabey çok yoğunmuş bu yüzden yarın gece 12:00'den sonra 182'yi arayarak Sağlık kurulundan randevu alınabilir" denmiş. 

Bu ülkenin çivisi iyice yoldan çıkmış durumda, işini sahtekarlıkla halletmeye kalksan her şey anında hallolur, ama bir engelli ol ve bu durumun devletin her kademesinde bilinsin, ama kolaylık sağlanmasın. 

Beni tekerlekli sandalyemle üç defa Bakırköy'deki Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesine sürükledikten sonra "Sağlık kurullarının yetkili olmadığı" kararını aldılar. 

Yazıklar olsun... Devletimizde de, insanımızda da vicdan yok. 

Bir kere toplu taşıma ile saatlerce yolculuk yapıp sadece randevu günü ve saati almaya gidip geldim… Bir kere de annem babam ve kardeşimle gedip saatlerce doktor doktor gezip hepsinden imza aldık… Üçüncüsünde de tek bir doktorun imzası ve Sağlık kurulu önüne çıkmak için altı yedi saatimizi hastanede geçirdik. 

Şimdi de sırada Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi var... Bakalım işkenceye nasıl devam edecekler. 

24.05.2018
Saat 08:30 olmasına bir kaç dakika kala küçük kardeşim ve babamla birlikte Haseki eğitim ve araştırma hastanesi önündeydik... Bu son dakikanın nedeniyse böyle bir hastanede bizlerin tekerlekli sandalyesiyle içeriye nasıl girip çıkacağımızın düşünülmemiş olması. 

Kardeşim arabayı yolun ortasında durdurdu ve akülü tekerlekli sandalyemi bagajdan indirip yanıma getirdi. Kardeşim sandalyemi yanıma getirene kadar bende aceleyle ve babamın yardım etmesiyle arabadan çıkıp arabanın kapısı önünde ayağa kalkıp kardeşimin getirdiği tekerlekli sandalyeme oturdum. 

Biz işimizi bir dakikada hallettik, ama trafik yinede hemen tıkandı, eğer o yokuştan inen araçlardan biri bizi fark etmese bir kazaya sebebiyet verebilirdik. 

Kardeşim otoparka arabayı park edene kadar babam ve ben hastaneye girip hemen Sağlık kurulu kaydı için sıraya girdik. 

Kardeşim yanımıza geldikten sonra kayıt için yaklaşık on dakika uğraştıktan sonra olacağım muayenelerin barkotlarımızı teslim aldık. 

Bugün Haseki EAH'a gittiğimizde bize Sadi Konuk EAH'nin bana verdiği sağlık raporundaki oranı da öğrendik... Sadi Konuk’un engel puanımı iki puan düşürerek yüzde 78'e indirmiş olduğunu gördük. 

Haseki EAH'nin (eğitim ve araştırma hastanesi) çok büyük bir sorunu var, o da asansör... Yan yana üç asansörü var, üçünü de kullanmak için düğmesine bastıktan sonra kabin önünde en az 10 -15 dakika beklemen gerek. 

Bu insanlar gerçekten aptal, bir dakika içinde geçiş yapacağı kata on dakika asansör kapısı önünde bekleyerek geçiriyorlar ve bindikleri asansör kabini içinde adım atacak yer olmuyor. 

Asansör içinde iğne atsanız yere düşmez... 

Asansörü kullanmak benim için mecburi, ama bir sağlıklı neden bekler... Anlayamıyorum. 

Babam ve kardeşlerim benim tekerlekli sandalyemle neler çektiğimi bugün anladılar... Her iki kardeşimde asansörde gencecik bedenleri gördükçe kavga etmemek için kendilerini zor tuttu.

Hatta bir ara "ensesine vur lokmasını al" olan babam bile artık dayanamadı ve kardeşlerime "şunları indirin asansöre biz binelim" dedi. 

Bugün orada geçirdiğimiz altı saatin bir saati aşkını süresi asansörde ve asansör önünde beklemede geçmiştir. 

Sadi konuk EAH gibi Haseki EAH Sağlık kurulu doktorlarının odalarının tamamı acınacak durumda... Neredeyse tüm hepsinin odasında tekerlekli sandalyemle manevra yapacağım yer yoktu ve hemen hepsinde ön ön girdim geri geri çıktım. 

On beş yirmi gün önce Sadi Konuk EAH'nde (eğitim ve araştırma hastanesi) yapılan tüm işlemleri Haseki EAH'de de yaptık, hatta Sadi konuk EAH'de alınan Ötv için verdiğimiz 200-TL' yi bile burada tekrardan verdik. 

Bugünde barkot sistemiyle birçok doktor gezdik, sadece beyinden çektirmiş olduğum Tomografi filminin sonucu bir hafta sonraya kaldı. Bu yüzden de işimiz 30 Mayıs tarihine kaldı, o gün yine hep beraber toplanıp hastaneye gideceğiz. 

Bugünde iki kardeşim işinden gücünden kaldı ve saat tam 14:00'de Haseki hastanesinde çektiğimiz işkence anca bitti. 

Bu rapor için araya birilerini sokup torpil yaptırsaydım eğer, işimi iki günde iki dakikada hastaneye bile gitmeden hallederdim… Öyle kişiler tanıyorum ki, bir sağlıklı olup almak istediğim bu raporu alan. 

31.05.2018
Geçen hafta Haseki Eğitim ve Araştırma hastanesinde çekilmiş olduğum Tomografi filminin sonucunu almak için küçük kardeşim saat 11:30’da oradaydı. 

Saat 11:45 civarında beni aradı ve "ağabey senin gelmen gerekli çünkü başka bir doktor var, seni görmek isteyebilir" dedi. Ben böyle bir şey beklediğim için sabahtan hazırlanmıştım ve beş on dakika içinde evden çıkıp yola koyuldum. 

Saat 12:10 civarı Kazlıçeşme Marmaray’a doğru gittiğim sırada bir tanesi dalmış akıllı telefonuna üzerime doğru geliyor, bende hiç yolumu değiştirmeden sonuna kadar üzerine doğru gittim ve tekerlekli sandalyemi son anda görünce, çığlığı bastı ve dokuz canından birini teslim etti. Dua etsin son anda manevramı yaptım yanından geçtim. 

Bu aklı iki karış havada var ama kullanmayı bilmeyen insancıklar dua etsin biz araba kamyon motosiklet değiliz... Ortalık engelliden geçilmezdi. 

İlk önce Marmaray Kazlıçeşme'den Yenikapı'ya, oradan ara sokakları kullanarak Aksaray'a ve Millet caddesi üzerinden Haseki EAH sokağına kadar gidip bahçesine ve binasına giriş yaptım. 

Yenikapı Marmaray'dan bir kilometreyi aşkın mesafeyi güneş altında gitmek zorunda kaldım ve 12:50'de dördüncü katta doktorun odası önündeyim. 

Doktorun odasına saat 13:30 civarı girdim, yaklaşık on beş dakika kadar durumu konuşup, sorguladık ve sonucunda haftaya bugün heyet toplantısının sonrasında çıkacak sonuç hastanenin Sağlık kurulundan alınacak. 


Saat 13:45 civarında Haseki EAH'den Marmaray'a doğru giderken Millet caddesi üzerinde bulunan Vakıfbank’ın Aksaray şubesini gördüm. Emekli maaşımı almakta olduğum Vakıfbank müşteri hizmetlerine bir şey sormak aklıma geldi ve içeri giriş yapmaya karar verdim. Beş yılı aşkın zamandır emekli maaşını Vakıfbank’tan alan bir tekerlekli sandalyeli olarak akıllı cep telefonuma yüklemiş olduğum Vakıfbank uygulamasını kullanamıyorum. Sebep olarak “internet bankacılığını kullanabilmem için bankadan onay almam gerektiği” uyarısı veriyor oluşu. Bu sebeple de rampayı bulmuşken içeriye girmeye kalkıştım ama bunu yapamadım, çünkü tekerlekli sandalyemin tekerleri rampaya tutunamadı çünkü kaygan bir yüzeyi vardı, genişliği tekerlekli sandalyem kadar olduğu için üzerinde ilerlerken korktum ve rampayla kapısı önüne geldiğimde manevra yapacak alanın olmadığını gördüm, içeriye giremedim… Ama itiraf etmeliyim ki eğimi çok iyiydi. İçeriye giremeyince zar zor geriye gelip rampadan iniş yaptım ve hemen yan tarafta bulunan üzerinde engelli ibaresi bulunan bir düğme gördüm. Bu düğmeler artık birçok işletmede var, bastığınızda içeriden görevli gelip size yardımcı oluyor “isteğinizi” soruyor. O düğmeye defalarca bastığım halde içeriden kimse gelmedi, bende beş dakika sonra o düğmeye basmayı bıraktım ve o banka şubesinde işimi görmekten vazgeçtim. Kapı girişi önü müsait olduğundan yandan gelen bir rampa yapmana gerek yok, ön tarafa doğru on santimetre uzunluğunda bir rampa yapman yeterli. Kimsesi kusura bakmasın... Bu ülke var mı? Var, ülkesi. Rampa var mı? Var. "Eğimi, yüzeyi, genişliği önemli değil. 


Birilerine ihtiyaç duyarak yaşamımızı sürdürmemizi istediğiniz sürece, bataklıktan kurtulmaya çalışan biri gibi çırpındıkça batağa saplanmaya devam edeceğiz. 

Haseki eğitim ve araştırma Hastanesinde işimiz bitince kardeşim iş yerine geri döndü, bense Aksaray'ın ara sokaklarından tekrardan Marmaray'a kadar yaklaşık bir kilometre yol yaparak saat 14:00 civarı Marmaray Yenikapı'ya ulaştım. 

Saat 14:20'de ben tekerlekli sandalyemle bagaj çantalı bir uçuş görevlisi hanımefendiyle beraber Yenikapı Marmaray asansörü ile aşağı indim. Asansörün kapısı açılmaya başladığında, ben "buyurun önce siz çıkın, iyi olur" derken, dışarıda olanlar daha biz çıkmadan içeriye girmeye başladı. Bu duruma uçuş görevlisi arkadaş şaşırdı "bir dakika biz çıkış yapalım" gibi bir şeyler derken, ben "hanımefendi hiç uğraşmayın" dedim. 


Biz kabinden çıkmadan iki üç kişi asansör kabini içindeydi


Bu ülke nasıl düzelecek bilmiyorum... Sanırım düzelmeyecek. İnsanımıza görgü kuralları değil, görgüsüzlük nasıl yapılır, o öğretilmiş/ öğretiliyor da. 


7.06 2018
Saat 14:15 gibi erkenden Haseki EAH bahçesindeydim... İki gün önce beni arayıp bugün saat 15:00' de Sağlık kuruluna gelmemi istemişlerdi. 

Bir hafta on gün önce Hakem heyeti "başvuru sonucunu bugün için saat 15:00' de alabilirsiniz... Hastanın gelmesine gerek yok" denmişti. 

Aranıp gelmem istenince bende bugün saat 13:00'ü geçerken yola çıktım ve saat 14:15' de hastanenin bahçesinde bir gölgeye sığınıp küçük kardeşimi beklemeye başladım. 

Bugün "saat 15:00'de burada olmamı istediler, bakalım ne zaman kurula alacaklar" diyerek beklemeye başladım. 

Saat tam 15:00'de kardeşim geldi ve beraber Sağlık kurulu odası önündeydik, saat 15:40'ı geçerken, ben ve kardeşim harici bekleyen kalmadı ve bir görevli bize bakıp "siz neden bekliyorsunuz" deyince, bizde "adımızın okunmasını bekliyoruz" dedik ve adımı söyledim. 

Meğer beni saat 15:00 olmasına on beş dakika kala çağırmışlar... 

Ben bu işi çözemedim gitti, bizimle oyun mu oynuyorlar yoksa ülkede bu işler bu şekilde mi ilerliyor. 

Orada olmamı istedikleri saatten 45 dakika sonra ben kurulun önündeydim... Kurul üyeleri yine bir oda içinde bir masa etrafına dizilmişlerdi ve benimle en fazla iki dakika ilgilendiler. 

İlk önce beş on saniye 2008 yılında çıkmış olan raporuma baktılar, daha sonra da bir kaç hafta önce Sadi Konuk EAH'nde çıkan raporuma bakıp bize "ne istediğimizi" sordular. 

Bizde "bir ay önce Sadi Konuk EAH'nde çıkartmış olduğum raporumda engel yüzdemin değişip ÖTV indiriminden faydalanmayı düşünürken yüzdemin yükselmesini beklerken tam aksine iki puan düşürüldü ve yüzde 78 oldu" dedik, dedik 
ama kimsesi bizi dinlemedi. 

Biliyorum ki; uzun uzadıya derdimi anlatmama izin verilmeyecek, bunun çok iyi farkındayım... Yoksa orada "benim şu anki engel yüzdem ile özel tertibatlı otomobil alıp kullanabileceğim söyleniyor, ama ben beyin hasarlıyım ve benim sol tarafım felç, sol kolumu da sol bacağını da kullanamıyorum”... Diyeceğim de, dinleyen kim? 


Bu işkenceli sürecin sonucunda görünen ışık, "bu iş olmayacak gibi..." 

Keşke birilerini araya soksaydık veya birilerinin avucuna 5-10 Bin Lira çorba veya pilav üstü döner parası sıkıştırsaydık. 

19.06.2018 
Saat 12:30'da evden çıkıp Marmaray ile Yenikapı'ya, oradan da ara sokakları kullanarak Aksaray'a ve arkasından Millet caddesine ulaştım… Millet caddesindeyse Haseki Eğitim ve Araştırma’nın sokağına kadar kaldırımlardan ilerleyerek hastane bahçesine 13:40'da giriş yaptım. 

Bugün orada olmamın nedeniyse, iki aydır uğraştığım sağlık raporumu itiraz edip yenileme çabamın meyvesini almaktı. 

Hastane bahçesine giriş yaptıktan sonra Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi yazan binası içine girip hemen on metre ötede bulunan ve kapısında "Sağlık kurulu" yazan odaya girdim. Odaya girince gördüm ki beş altı kişilik bir sıra vardı, on dakika kadar sıranın bana gelmesini bekledikten sonra banko arkasında duran görevliye nüfus kağıdımı verip "Sağlık raporumun sonucunu almak için geldim" dedim, o da çekmecede duran raporları çıkartıp adımı bulup raporumu bana verdi. 

Ben raporumu alıp odadan koridora çıktım ve incelediğimde gördüm ki, engel yüzdemi yükseltmek yerine, engel yüzdem 80 iken bir puan düşürülerek 79 olmuş... Seksen ile yetmiş dokuz arasındaki fark çok fazla, “ha 79, ha 60”. Birinde 1. dereceden engelli sayılıyorsun her türlü imkanda önceliklisin, diğerindeyse 2. dereceden engelli sayılıyorsun. 

Daha sonra ilk önce raporun resmini çekip kardeşlerime gönderdim, sonrasındaysa tekrardan Sağlık kurulu odasına geri gidip işlemleri takip eden görevliye raporumu uzatıp "bu rapora göre ben ÖTV indiriminden faydalanamıyorum, tertibatlı motorlu araç kullanabilirim sonucu çıkıyor, ama ben bir beyin hasarlıyım ve sol tarafım felç... Sence, ben motorlu araç kullanabilir miyim? Ve bu rapora itiraz etme hakkım var mı?" Dedim, o da "kullanamazsın tabi ki, evet itiraz hakkın var, ama başka bir hastanede" dedi. 

Yani son iki ay içinde bu raporu çıkarmak için dokuz defa hastaneye gittiğim gibi gidip saatlerce koşturacağım ve tüm yaptığım bu işlemleri tekrarlayacağım. 

Bugün hastaneye gidip gelirken yine bir sürü işgalle karşılaştım... İki üç defa rampa işgali yapan araçlar yüzünden geri gidip araç yoluna inip araçlar arasından ilerledim, bir defa da bana yeşil ışık yandığı halde kırmızıda geçen bir araç olduğu için tehlike atlattım. 

1996 yılından bu yana olmayan adaleti arıyorum...

Evet evet! Herkes gezip tozarken, yiyip içip sağa sola sıçrarken, ben bu pencerede otuzuncu yıla girdim... Bu pencereden 30 yıldır bu ülkede...